Habsburglar, Avrupa'da Türk modası ve Osmanlı'nın gerilemesi

Osmanlı Avrupa’da gerilerken onu örnek alan Habsburg ailesi güçlü bir imparatorluktu.

Osmanlı'nın gerilemesi Viyana bozgunundan sonraki dönemle başladı ve Osmanlı Avrupa'daki topraklarını elinde tutmak için inatla savaştı. Ancak karşısındaki Avrupa güçleri Viyana yenilgisinden umutlanarak daha güçlü ittifaklar kurdular. Ve ilerleyen yıllarda Osmanlı neredeyse girdiği bütün savaşlarda toprak kaybetti. Bu dönemlere kadar Avrupa'da Türk modası hakim olmayı sürdürüyor ve Habsburglar altın çağını yaşıyordu.

Avrupa'nın kalbinde imparatorluklar savaşı

Jean Baptiste Van Mour'un 1724'te İstanbul'da çizdiği III. Ahmed'in Avrupalı elçileri kabulü
Jean Baptiste Van Mour'un 1724'te İstanbul'da çizdiği III. Ahmed'in Avrupalı elçileri kabulü

Osmanlı Devleti Avrupalı güçler karşısında gerilerken, yöneticiler yenilgilerde ve gerilemede batı teknolojisine sahip olmamanın, yenilenmekte olan dünyanın koşullarına ayak uyduramamanın etkili olduğunu görmeye başladılar. Bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti, her türlü yenilginin karşısında cephe alan ve şiddete başvurmaktan çekinmeyen tutucu güçler ile yenilik ve ilerleme yanlıları arasında 200 yıldan fazla sürecek bir mücadelenin sıkıntılarını yaşayacak, reform gayretleri ve atılım dönemlerini, tutucuların eylemleri izleyecek, bu inişli çıkışlı mücadele devleti içten de zayıflatacaktı.

1703'te tahta çıkan III. Ahmed, Avrupa'daki gelişmeleri örnek alarak bazı yeniliklere girişti. İbrahim Müteferrika ile ilk Osmanlı matbaası kuruldu ve ilk Türkçe kitaplar basıldı. Ancak 1730'daki Patrona Halil Ayaklanması'yla, Lale Devri olarak bilinen yenilikçi dönem sona erdi. 1789'da tahta çıkan III. Selim, 1793'de, Avrupalı uzmanlar tarafından eğitilen ve Nizam-ı Cedid olarak adlandırılan yeni ve modern bir ordu kurdu. Osmanlı tersanelerini ve donanmasını yenileme yoluna gitti. Nizam-ı Cedid girişimi 1807 Kabakçı Mustafa Ayaklanması'yla son buldu. III. Selim öldürüldü.

II. Mahmud (1808-1839) dış ilişkilerde sağladığı göreceli barış ortamından sonra, kendisinden önceki padişahların yarım kalmış reform girişimlerini sonuçlandırmaya karar verdi. Ancak yaptığı yeniliklerde tutucu çevrelerin direnişiyle karşılaşınca, bu çevrenin en önemli dayanağı ve silahlı gücü olan Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmaya karar verdi. 1826'da tarihe karışan Yeniçeri Ocağı'nın yerine modern bir ordu olarak Asakir-ı Mansure-i Muhammediye kuruldu.

II. Mahmud'un oğlu Abdülmecid (1839-1861), padişah olduğu yıl yönetim, maliye ve askerlik alanlarında da yeni düzenlemeler öngören Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat Fermanı diye bilinen belgeyi yayınladı. Osmanlı uyruklarına yasalar önünde eşitlik tanıyan Tanzimat Fermanı'nın oluşturduğu ortam, kurumların ve toplumsal yaşamın yanı sıra düşünce ve edebiyat alanında etkili oldu. Daha sonraki yıllarda hukuk alanında yeni düzenlemelere gidildi. 1850'de Ticaret Kanunnamesi, 1858'de Ceza Kanunnamesi çıkarıldı. Özel hukuk işlerini düzenleyen Mecelle yayımlandı.

II. Abdülhamid ve çöküş

John Frederick Lewis tarafından 1838'de çizilen resimde Sultan II. Mahmud'un Cuma Selamlığı'nda
John Frederick Lewis tarafından 1838'de çizilen resimde Sultan II. Mahmud'un Cuma Selamlığı'nda

Mısır sorunu, Kırım savaşı, Balkanlar'da birbiri ardına patlayan milliyetçilik hareketleri gibi ağır dış sorunlarla karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti'nin bunu aşması için yeni reformlar yapması gerektiği düşüncesi giderek ağırlık kazanmaya başladı. Dönemin aydın devlet adamları bir an önce Meşrutiyet yönetimine geçilmesini savunuyorlardı. II. Abdülhamid (1876-1909) ilk Osmanlı Anayasası Kanun-ı Esasi'yi yürürlüğe koydu. Anayasanın yürürlüğe girmesinden birkaç ay sonra iki meclisli parlamento oluşturuldu.

Ancak Abdülhamid, tarihe "93 harbi" diye geçecek 1877-1878 Osmanlı Rus harbini gerekçe göstererek parlamentoyu kapattı; anayasayı yürürlükten kaldırdı. Birinci Meşrutiyet dönemi böylece sona ermiş oldu. Bu tarihten itibaren baskıcı bir yönetim uygulayan II. Abdülhamid, Tanzimatla başlayan reformları yine de sürdürdü. Haberleşme, eğitim ve ulaşım gibi alanlarda önemli yenilikler gerçekleştirildi, Bağdat Demiryolu ve Hicaz Demiryolu gibi büyük projeler uygulamaya kondu.

Ancak Sultan'ın baskıcı yönetimi muhalif örgütlenmeleri önleyemedi. 1889'da, Osmanlı Devleti'nin son dönemine damgası vuran İttihat ve Terakki cemiyeti kuruldu. Çaresiz kalan II. Abdülhamid 1908'de Kanun-ı Esasi'yi yeniden yürürlüğe koyarak ikinci Meşrutiyet'i ilan etti. Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan'dan oluşan Parlamento yeniden toplandı.

Çok geçmeden 31 Mart diye bilinen meşrutiyet karşıtı bir ayaklanma patlak verdi bu hareket bastırıldıktan sonra II.Abdülhamid tahtan indirildi. Böylece iktidarı fiilen ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti 1913-1918 yılları arasın diğer partileri dışlayarak baskıcı bir yönetim kurdu. Osmanlı devleti böyle gergin bir siyasi ortamda, Almanya'nın safında Birinci Dünya Savaşı'na girdi.

Habsburglar kimdir?

habsburg bayrağı habsburglar
Habsburglara ait olduğu bilinen resmi bayrak

Habsburglar 500 yıl boyunca Avrupa'da hüküm süren en seçkin ve güçlü hanedan oldu aslında İsviçre kökenli olan bu hanedan XIII. yüzyılda Avusturya'yı, sonra da Bohemya ve Macaristan'ı fethederek 1918 yılına kadar yönetti.

Hünerli bir diplomasi ve iyi seçilmiş evlilikler Habsburglar için büyük kazanımlar getirdi. 1438'den 1806'daki ilgasına kadar hemen hemen bir aile tekeli haline gelen Kutsal Roma Germen İmparatorluğu sıfatını, İtalya'nın büyük bölümünü, Benelüks ülkelerini, İspanya'yı ve İspanya'nın Yenidünya'daki sömürgelerini elde ettiler. 1519-1556 yılları arasında Kutsal Roma-Germen İmparatoru olarak hüküm süren V. Karl öyle büyük toprakları yönetir hale gelmişti ki, eski aile düsturu olan "Avusturya dünyaya hükmedecek" cümlesinin gerçekleşmiş olduğuna inanıyordu.

Orta Avrupa'daki Habsburglar, dindar biri olan I. Leopold döneminde daha da güçlenmişti. Başkent Viyana Avrupa'nın kültür merkezi olmak amacıyla kurtuluşunu, yüzyıl boyunca, savurgan barok stilinde kilise ve saraylar inşa ederek kutladı. Versailles'ya rakip olmak üzere inşa edilen görkemli Schönbrunn Sarayı'nın 1500 odası, tiyatrosu ve hayvanat bahçesi vardı.

XVIII. yüzyılda Viyana Haydn, Mozart, Beethoven ve Schubert gibi bestecilere ev sahipliği yaparken, reformcu hükümdarlar Fransa'dan gelebilecek darbelere dayanabilecek sağlam bir imparatorluk yönetimi kurdular. Yaklaşık 50 milyon kişinin yaşadığı bir alana yayılmış olan Habsburg topraklarının kalbinde yer alan Viyana, XIX. yüzyılda da Strauss, Brahms ve Freud gibi dev isimler sayesinde kültürel üstünlüğünü korudu. İmparatorluğun giderek yayılan milliyetçi hoşnutsuzluklar ve ekonomik geri kalmışlık nedeniyle zayıflamış olmasına rağmen, hanedanın alaşağı edilmesi hala bir dünya savaşına mal olabiliyordu.

Avrupa Osmanlılardan ne öğrendi?

türk çiçeği lale avrupa habsburglar
Türk çiçeği lalenin hemen her noktada resmedildiği bir çizim

Türk çiçekleri: XVII. yüzyılda Hollanda'da lale soğanlarına olan talep patlamasını hicveden bir karikatürde tüm yeşeren bitkilerin tanrıçası Flora elinde bir demet değerli laleyle tasvir ediliyor. Lale 1554'te Türkiye'den Batı Avrupa'ya getirildi; adının, çiçeğin türbana benzemesi nedeniyle Farsça tülbent kelimesinden kaynaklandığı sanılır.

Osmanlı dünyasından gelen yeni bir güzellik olan laleler de Avrupa'ya, 1550'li yıllarda Kanuni Sultan Süleyman'ın sarayında büyükelçi olarak bulunan Flaman soylu Ogier Ghiselin de Busbecg tarafından tanıtıldı. 1630'lu yıllarda, Hollanda'da lale yetiştirmek birdenbire moda olunca, tüccarlar renk biçim açısından daha değerli yeni bir ürünü üretebilmek ümidi içinde lale soğanlarını astronomik ücretlerle birbirlerinden satın alıyorlardı.

Osmanlı Türkleri yüzyıllar boyunca Avrupa'ya korku salmış ama bir taraftan da zenginlik ve ihtişamın simgesi haline gelmişti. Avrupalılar Osmanlı kültürüne ait bir çok şeyi ithal etmekle meşguldü. Osmanlı camilerinin ve saraylarının zeminini kaplayan halılar Avrupa'da o denli pahalıydı ki duvarlara asılıyor veya masa örtüsü olarak kullanılıyordu. İznik çinileri, benzersiz motiflerle bezenmiş tabak ve kaseler, çok değerli sayılıyordu, çünkü renklerinin parlak güzelliği taklit edilemiyordu.

Avrupa'da Türk modası

Türk modası: Bir erkeğin kültürel kazanımlarının tasvir edildiği Holbein'ın Büyükelçiler adlı tablosunda masanın bir Türk halısıyla örtüldüğü görülüyor. Diğer parçalar Avrupa'ya İslam dünyasınca tanıtılmış bilimsel aygıtlardır. Avrupalılar arasında kahve içme modası da Osmanlılardan yayılmıştır. 1660'lı yıllarda Londra ve Paris'te kahvehaneler oldukça popüler olmuştu.

1683 yılında Viyana dışında Türklerin kurmuş oldukları ordugahlardan elde edilen ganimet arasında hayvan yemi olarak bile kullanılamayan esrarlı yeşil fasulyelerle dolu çuvallar bulundu. Avusturyalı bir casus onların kavrulması, toz haline getirilmesi ve suyla kaynatılmasının gerektiğini ifade ederek garip bir öneride bulundu. Viyananın kahveyle olan aşkı başlamıştı.

avrupada kahvehane habsburglar
Avrupa'da ilk kahvehanelerden biri, modernliği ile dikkat çekiyor

XVIII. yüzyılda Avrupa'da Binbir Gece Masalları'nın Fransızca çevrisi bulunabiliyordu. İnanılmaz derecede zengin sultanların, şeytani vezirlerin ve haremdeki güzel kızların öyküleri Avrupalı okuyucuları büyülüyordu. Birçok Avrupalı Osmanlı Sarayı'nı, çok gerilerde kalmış olan Harun Reşit zamanın bir uzantısı olarak görüyordu. Mozart bu egzotik tadı, bir haremden kaçış öyküsünü ilk operalarından birinin teması olarak seçerek ve en iyi bilinen kompozisyonlarından biri olan Türk Marşı'nı besteleyerek ölümsüzlüğe taşıyacaktı.

Osmanlı'nın gerilemesi, Habsburglar ve Avrupa'da Türk modası yazımızın sonuna geldik. Daha fazla tarih içeriği için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz: https://2ladd.com/k/tarih-kultur/