Kategoriler
Tarih & Kültür

Gandhi'nin ölümü: Mahatma Gandhi nasıl ve neden öldürüldü?

Gandhi'nin ölümü nasıl oldu? Mahatma Gandhi veya Hintlilerin ona çoğu zaman hitap ettikleri adıyla Bapu (Baba), Yeni Delhi'de kaldığı evin bahçesinde her gün öğleden sonra düzenlenen geleneksel dua toplantısına ilk defa geç kalacaktı. Son bir saati odasında yerde oturup içişleri Bakanı Sardar Patel'le çok önemli ve acil bir siyasi sorunu tartışmakla geçirmişti. Konuşurlarken Gandhi bir yandan da keçi sütü, portakal, çiğ ve pişmiş sebze ve acı limon, zencefil, süzülmüş tereyağıyla yapılan bir yemekle aloe suyundan oluşan son öğününü yedi.

Gandhi'nin ölümü

Gandhi'nin ölümü
Güller arasında dinleniyor: Hindu geleneği uyarınca Mahatma Gandhi'nin naaşını yıkayıp sandal ağacı macunu sürdükten sonra üstüne gül yaprakları serptiler. Bütün Hindistan'ın, hatta önünde saygıyla eğilen Batılı barışseverlerin Mahatma (Yüce Ruh) diye isim verdikleri, ülkesinde yaşayanlarınsa Bapu (Baba) diye hitap ettikleri ihtiyar adamın başının çevresine boncuklar ve pamuklu şeritler yerleştirdiler. Oğlu Devadas'ın talimatı üzerine göğsü çıplak bırakıldı. Oğlu, "Hiçbir askerin ondan daha sağlam bir göğsü olamazdı" diyordu.

Bu yazıda Gandhi'nin ölümünden bahsettik. İkinci yazıda Gandhi neyi başardı? konusu ele alınıyor.

Yardımcısı ve karısının yeğeni Abha Gandhi ona saati hatırlattı. Böylece o sırada 78 yaşında olan, ufacık ve incecik barışçı lider, 30 Ocak 1948 Cuma günü öğleden sonra beşi az geçe kendisini bekleyen toplulukla konuşmak üzere çıktı. Abha ve yeğen çocuğu Manu, Gandhi'nin arasında yürüyordu. İncecik kollarını onların omuzlarına yaslamıştı. Onlarla "Siz benim bastonlarımsınız" diye şakalaştı.

"İstediğim ve başarmak için uğraştığım şey… Tanrı'yla yüz yüze gelmektir."

Mahatma Gandhi

Dua yerine giderken yürüdükleri yol sakin bir avludan geçiyordu ve Gandhi neşeli konuşmalarla sessizliği bozdu. Abha'nın sabahleyin kendisine içirmiş olduğu bir bardak havuç suyuna değinip genç kıza takılarak, "Şimdi de bana sığır içeceği veriyorsun" dedi.

Abha ona uyup son zamanlarda saatine hiç bakmaz olduğunu, saatin kendini ihmal edilmiş hissedeceğini söyleyerek şakalaştı. "Neden bakayım ki benim saatlerimi zaten siz belirliyorsunuz" dedi Gandhi. Bu neşeli haline rağmen içinden bir his ona o gün başına korkunç şeyler geleceğini söylüyordu; hatta bunu yardımcılarına da söylemişti.

İLGİLİ:  Nükleer fisyon ve nükleer füzyon arasındaki fark

Gandhi daha on gün önce ev yapımı bir el bombasının dua alanının 90 m ötesinde zarar vermeden patladığı bir suikast girişimini atlatmıştı. Dindar bir Hindu olarak Hindistan'da Hindular ile Müslümanlar arasındaki şiddete son verme çabaları her iki dinin fanatiklerinin de ondan nefret etmelerine yol açmıştı. O ocak ayının ilk günlerinde girdiği beş günlük açlık grevi sonucu "mahcup" olan Hindistan hükümeti, iki ülke ayrılırken yapılan anlaşma gereği Pakistan'a ödemesi gereken parayı ödemeye razı olmuş ve gönülsüz bir barışı kabullenmişti. Ancak Gandhi şiddet olaylarının her an patlak verebileceğinden endişe ediyordu.

O gün daha önceki saatlerde, akşam içmesi için karanfilli öksürük pastilleri hazırlayan Manu'ya "Akşam olmadan neler olacak kim bilir?" demişti. Daha sonra dua saati yaklaşınca, gelmiş bekleyen önemli mektupların kendisine getirilmesini istedi. "Onları bugün cevaplamalıyım" dedi. "Yarın hiç gelmeyebilir".

Gandhi yanındaki iki kadına dayanmış olarak çimenlik dua alanına geldiği vakit saat 17.10'du. Kollarını onların omuzlarından çekti ve avuçlarını birleştirip geleneksel Hindu selamı verdi. Yaklaşık 500 kişi onu bekliyordu. Kalabalık onu gördüğünde açılıp geçit verdi. Gandhi gülümseyerek toplantılar sırasında her zaman oturduğu ahşap platforma doğru yürüdü. En yakınındakiler saygıyla eğilip onu selamladılar.

İLGİLİ:  Dünya tarihi /1930/ Sovyetler Birliği'nde kolektivizasyon, Nazi yükselişi, Gandhi'nin yürüyüşü

Birdenbire kalabalıktan biri, haki ceketli bir adam öne doğru atıldı. Manu sendeleyip elinde tutuğu Gandhi'nin gözlük kılıfını, defterini ve tespihini düşürdü. Adam da Gandhi gibi barış mesajı verircesine avuçlarını birleştirdi. Sanki Gandhi'yi selamlarmış gibi eğilmeye başladı, zaten çok geciktiklerini bilen Manu onu engellemeye çalıştı.

"İlerideki nesiller, böyle birinin ete kemiğe bürünüp bu dünyada yürümüş olduğuna inanamayacaklar."

Albert Einstein

Üç el ateş

Adam onu kabaca kenara itip Gandhi'ye yaklaştı. Ceketinin cebinden küçük bir otomatik tabanca çekip akşamın sessizliğinde yankılanan üç el ateş etti. İlk mermi Gandhi'nin karnına geldi; ikinci mermi kaburgalarına isabet etti, üçüncüsü tam göğsüne saplandı.

Gandhi'nin gözlüğü kayıp bir kulağından sallandı. Sonra sanki ağır çekim gibi yavaşça ve sessizce yere yıkıldı; düşerken deri sandaletleri ayaklarından fırladı.

Yaralarından fışkıran kan beyaz yün şalını ve peştamalını kırmızıya boyadı. Yüzü kül rengi, "Hey Rama!" (Oh, Tanrım!) diye inledi. Abha ile Manu hafifçe başını tutup onu odasına taşıyanlara yardım ettiler.

Bu arada kalabalığın başlangıçtaki şaşkınlığı ve sessizliği yerini bağrış çığrışa bırakmıştı. Bazıları çaresizlik içinde çığlıklar atarak bahçenin içinde koşuşturuyorlardı. Bir kısmı oldukları yerde çöküp kalakalmış, ağlıyordu. Bir grup da katilin üstüne atlayıp yere yıktılar. Adam Nathuram Godse isimli 35 yaşında bir gazeteci ve köktenci Hindu militanıydı.

Bu arada kanlar içindeki Gandhi'yi kendi odasında yere yatırdılar. Gözleri aralık olmasına rağmen, hala yaşıyor gibi görünüyordu. İçişleri Bakanı Sardar Patel, Gandhi'nin başında diz çöküp nabzına baktı. Sanki çok hafif bir nabzı vardı. Bir başkası evdeki ilaç kutusunda uyarıcı aradı, ama yoktu. Acil yardım çağrısına gelen doktor D.P. Bhargava Gandhi'yi muayene edince onun için yapacak bir şeyin kalmadığını gördü. Daha sonra, "Ne yazık ki Mahatma, en az on dakika önce ölmüş" diyecekti.

İLGİLİ:  Nasıl CIA ajanı olunur? CIA casusu olarak yaşam

Oda Gandhi'nin yardımcıları, yakınları ve sevenleriyle dolmuştu. Naaşının yanına yere diz çöküyorlar, ilahiler okuyup dua ediyorlardı. O sırada Hindistan Başbakanı Cahavarla Nehru geldi. Gandhi daha bir saat önce onunla bakanı Sardal Patel arasındaki anlaşmazlığı çözmeye çalışmıştı. Nehru da diğerleri gibi diz çöktü, yüzünü ölmüş olan Mahatma'nın kanlı giyisilerine gömüp çocuk gibi ağladı.

O sırada Gandhi'nin en küçük oğlu Devadas geldi. Babasının soğumamış vücuduna şefkatle dokundu ve yüzüne baktı. Gandhi sanki bağışlarmış gibi gülümsüyordu.

Cenazesi ertesi gün yakılması için hazırlık yapılırken, Nehru radyodan Hint halkına seslendi. Gandhi için şu duygusal sözleri söyledi;

"… yaşamımızın ışığı söndü ve her yer karanlığa gömüldü… Işık söndü, dedim, ama yanılmışım… bin yıl da geçse o ışık hala görülecek… Çünkü o ışık… yaşayan, ebedi doğruları temsil ediyor, bizlere doğru yolu hatırlatıyor, bizi yanlıştan koruyor, bu eski ülkeyi özgürlüğe götürüyordu."

Gandhi'nin ölümü işte böyle olmuştu.

Yazar Burcu Kara

Genellikle modern tarih, yakın tarih ve popüler bilim üstüne içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer alıyor.