Kategoriler
Tarih & Kültür

Cengiz Han kimdir? Yasayla yönetilen acımasız imparatorluk

Abone Ol 

Cengiz Han kimdir? Bir önceki yazımızda Cengiz Han'ın büyük Moğol ordusunu kurma sürecini anlatmıştık. Cengiz Han bir gün bir dostuna ona göre hayattaki en büyük zevkin ne olduğunu sormuş; dostu da "Şahinle avcılık" yanıtını vermiş. "Yanılıyorsun" demiş Cengiz Han, "insanın en büyük zevki, düşmanını kovalamak ve yakalamak, varına yoğuna el koyduktan sonra kadınlarının bedenlerini kullanmaktır." Bunlar o yıllarda Asya bozkırlarında özgürce yaşayan korkusuz bir bahadırdan beklenecek sözcüklerdi.

Ama Cengiz sadece pervasız bir savaşçıdan çok daha ileri biriydi. Onun acımasızlığı zekasıyla, esnekliğiyle, hak bilirliği ve cömertliğiyle at başı gidiyordu.

Cengiz Han kimdir? Büyük liderin özellikleri

Cengiz Han ve Moğol atlıları
Moğol halkı için bugün hala atçılık en önemli gelenek olup, çocuklar çok küçük yaşlarda usta birer binici olurlar

Cengiz'in önüne geçilmez hırsının kökeni çocukluğunda aranmalıydı. 1162 yılında Yesügey adında bir savaşçının oğlu olarak dünyaya gelmişti ve babasının esir almış olduğu bir düşmanın, Temuçin'in adı verilmişti ona. Temuçin dokuz yaşına geldiğinde babası Yesügey düşmanları tarafından zehirlendi. Kabilenin yönetimi başka bir aileye geçtiğinden ölen liderin dul karısı ve çocukları kovuldular, kabileden uzakta, avlanarak ve bulabildikleri yiyeceklerle karın doyurmak umarsız bir yoksulluk içinde, zor şartlarda yaşamak zorunda bırakıldılar.

Delikanlı yaşa gelen Temuçin, toplum dışında bırakılmanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Eski bir baba dostu olan komşu bir kabilenin reisinin emrine girdi. Kısa zaman sonra, bir akın sonucu kendi savaşçı birliğini kurmaya yetecek kadar ganimet elde etti. Genç Temuçin, güçlü olmanın ve hayatta kalmanın, sadakat karşılığında ödüllendirilme ve başarısızlık karşısında yaman cezalandırılma esasına bağlı bir askeri komuta yapısına bağlı olduğunu öğrenmişti.

Moğolların önderi olarak yeni adıyla "Cengiz", fiziki olarak iri yarı, gösterişli ve bir Moğol için hiç de alışılmadık bir durum, uzun sakallıydı. Güçlüydü, dayanıklıydı, at üstünde yaşamaya alışmıştı. Kedi gözüne benzeyen büyüleyici gözleri vardı. Gerektiğinde çok daha sakin olabiliyordu. Zaman zaman, düşmanları ondan öylesine korkuyordu ki kendiliğinden ona katılıyorlardı. İçgüdüsel bir liderlik gücü vardı. Rahatına düşkün değildi, adamlarının çetin yaşam biçimini paylaşırdı. "Sığır ve at bakıcılarıyla aynı giysileri giyer, aynı yiyeceklerden yerim."derdi. Hükümdarlığı boyunca kendi yoksul çocukluğunu unutmayarak dullara, yetimlere ve yoksullara bakmak için vergiler koymuştu.

Cengiz Han son derece soğukkanlı olabilen, kendine hakim olmayı çok iyi başaran ve insanları çok iyi tanıyan bir adamdı. Başkalarından ve çok zaman da düşmanlarından çok şey öğrenecek kadar zeki ve azimliydi. Çin Uygurlarından alfabelerini aldı; Çinlilerden kuşatma savaşı sanatını, Müslümanlardan da şehir yaşamının değerini öğrenmişti. Avrupalı gezgin Marco Polo'nun da işaret ettiği gibi, Moğolların Cengiz Han'a tanrı gibi tapınmalarına şaşmamalıydı.

Moğol atlısı neden bu derece ustaydı?

Moğolların şahinle avlanması
Moğol atlıları savaşmadıkları zaman, dinlenmek için şahinle ava çıkarlar, yaban kuşları ve küçük hayvanlar peşinde at sürerlerdi

Moğol için binicilik en yüce ustalık demekti. Çocuklar ata binmeyi yürümeyi öğrenir gibi öğrenirlerdi. Bugün bile, Moğol at yarışlarında ata çocuklar biner. Her erkek bir düzine ya da daha çok at sahibi olduğundan, elinin altında daima kısrak sütü ve dinlenmiş atlar olurdu. Böylesine bir yaşam hem gözü peklik hem de bağımsızlık getirir. Savaşçı olarak, Cengiz'in orduları işlerinin ustasıydı. Kısa, sağlam yayları 275 metreye kadar ok atabiliyordu. Her askerin iki ayrı çeşitten 60 kadar oku bulunurdu; hafif ve uzun menzilliler ile daha yakına atmak için ağır uçlu olanlar. Ayrıca her askerin bir kılıcı, bir baltası, koluna sarılmış bir hançeri ve bir kalkanı olurdu. Su geçirmez eyer çantasında çamaşır, yem, balık, oltası, bir kap ve deri mataralar bulunurdu. Bu mataralar sımsıkı kapatılınca ırmağı geçmek için cankurtaran simidi olarak da kullanılabilirdi.

Moğollar bir aradayken piyadelere ve yarı şehirli çiftçilere saldırıda büyük başarı kazanırlardı. Issız bir ufukta bir serap gibi gözden yitebilir ya da ansızın sürüler gibi patlayabilirlerdi. Ancak kendi ana vatanlarının çayırlarının ötesinde ormanlık ve dağlık bölgelerde hünerlerini göstermeleri zor olurdu.

Moğol İmparatorluğu nasıl örgütlenmişti?

Cengiz’in orijinal Moğol ordusu, şimdiye kadar savaşmış olan “en büyük” en korkunç orduydu.
Cengiz’in Moğol ordusu, şimdiye kadar savaşmış olan “en büyük” en korkunç orduydu

Cengiz, bir imparatorluk kurmak ve denetimi altında tutmak için birbirine çok bağlı, son derece hareketli kavimleri bir ordu ve bir yönetime dönüştürmek, perçinlemek zorundaydı. Eski kabile töreleri aşılmış, yerine iktidarın merkezde toplandığı ve herkesin yerini bildiği bir siyasal sistem kurulmuştu. Aileler ondalık birimlerden üç katlı bir piramit olarak olarak ya da on, yüz, binlere bölünmüşlerdi. Bir kez yeri belli olunca hiçbir aile izinsiz kıpırdayamazdı. Fetihlerin asıl amacı ganimet elde etmekti. Ganimetin dağıtımını askeri komutanlar ve sivil yöneticiler sağlardı.

Cengiz emirlerini kayda geçirmek ve vergi toplamak için, okumaya meraklı bir oğlunu evvelce yazısı olmayan Moğolca yerine Uygur Türklerinin yazısını benimsemek için görevlendirdi. Haberleşme, Han'ın 10000 kişilik kişisel muhafızlarının elindeydi. Bu adamların desteklediği "oklu biniciler" bir tür zincirleme haberleşme sistemi oluşturur, her binici yaklaşık her kırk kilometrede at değiştirerek günde 160 km'ye kadar yol alırdı.

Zinanın cezası ölüm

Cengiz Moğollar arasındaki kontrolsüz rekabetle, geleneksel yasaları güçlendirerek ve onları yeni hükümlerle tamamlayarak başa çıktı. Birçok yasa askere alınma, alınan şehirlerin yeni düzeni, sivillere davranış ve savaştaki kurallar gibi, askerlik durumlarıyla ilgiliydi "Kim kaçarsa öldürülür" diye buyurmuştu Cengiz, "genel bir geri çekilme emri dışında."

Hırsızlık büyük suçtu. Her iki cinsten zina yapanlar idam ediliyordu. Bununla birlikte bir yabancıyla zina yapmak hoş görülüyordu, çünkü ev içindeki uyuma zarar vermeyeceği düşünülebilirdi. Daha hafif suçlar dayak cezasıyla cezalandırılırdı. Bununla birlikte Cengiz, sarhoşluk suçuna daha hoşgörülü yaklaşıyordu.

"Bir adam ayda üç kez sarhoş olabilir. Ama ayda iki kez sarhoş olursa daha iyi sayılır" diyordu. "Hiç içmemesinden daha iyi ne olabilir ki? Ama hiç içmeyen adamı nerede bulacağız?"

Cengiz Han ve yok olan mirası

Cengiz Han'ın ölümünden sonraki 70 yıl boyunca mirasçıları dünyayı fethetme amacı peşinde koşmayı sürdürdüler ve imparatorluk sınırları daha da ötelere vardı. Doğuda, Kuzey Çin'in tümü düştü; uzak batıda, Cengiz'in torunu Batu, Volga'dan Rusya'nın içlerine ilerledi, 1240'ta Kiev'i yerle bir etti, sonra da Polonya, Doğu Almanya ve Macaristan'a yürüdü.

Cengiz'in diğer torunu Hulagu, Moğol ordularını İran'dan geçirip Akdeniz'e kadar indirdi. Ancak 1260'ta Mısır'da hüküm süren Memlüklüler tarafından durduruldu. Uzakdoğu'da bir başka torun Kubilay, 1279'da Çin'i ele geçirdi ve tüm Moğol İmparatorluğu'nun hanı oldu. Kubilay iki kez de Japonya'yı istilaya kalkıştıysa da, gemilerinin bir fırtınayla, kamikaze ya da "ilahi rüzgarla" dağıltılması yüzünden başarısız oldu.

Cengiz yaşadığı sürede çıktığı seferlerden büyük ganimetlerle dönmüştü. Ölümünden sonra imparatorluk daha da gelişince bu zenginlik Çin'den, İran'dan, Rusya'dan ve Avrupa'dan akan altın, gümüş ve ipekle büsbütün arttı. Köle zanaatçılar Moğollar'ı o güne kadar, ondan sonra da hiç bilmediği, görmediği görkemli yapılarla ve hazinelerle donattılar.

Cengiz'in torunu Çin İmparatoru

Cengiz Han - Moğolların evleri
Atalarının yüzyıllar önce yaptıkları gibi bugünün Moğolları, hafif tahta direkler üzerine kurulmuş "yurt" denen yuvarlar çadırlarda yaşarlar

Karakurum'da başka bir torun Ögedey, çok gösterişli bir saray yaptırdı. ama asıl gösteriş, Çin'deki sarayları Karakurum'u gölgede bırakan Kubilay'la geldi. Pekin'de bir sarayı vardı, Güney Moğolistan Shangdu'da bir yazlık sarayı. Burası, Coleridge'in şiirsel rüyasında Kubilay'ın "görkemli bir zevk kubbesi" diye adlandırdığı" Xanadu'ydu. Kubilay, Yuan Hanedanı'nı kurmuştu ama 1294'te öldü. Yuan Hanedanı Çin kültürüne hiçbir zaman sağlam kök salamadı ve 1368'de devrildi. Orta Asya'da da yeni hükümdarlar esas amaçları olan Hindistan'ı ele geçirme konusunda başarılı olamadılar.

XIV. yüzyılda gelindiğinde İslam dinini benimsemişlerdi ve Moğol köklerinden uzaklaşmaya başlamışlardı. 1290'larda İran hanları kendilerine sultan dediler. İslam'ı benimsediler ve Moğolistan'ı unuttular. Kökleri, daha sonra Babürlüler diye adlandırılan ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar Hindistan'da hüküm sürdüren Türk-Moğol hanedanıyla sürdü.

Güney Rusya'da, Cengiz Han'ın Berke adındaki bir başka torunu sonradan Altın Orda adını alacak devletin hükümdarı oldu. Berke de İslam dinini benimsedi. Altın Orda çok geçmeden bağımsızlığını kazanınca tüm Moğol öğeleri yerel kültür içinde eridi gitti.

Cengiz'in ölümünden bir yüzyıl sonra, kimseye boyun eğmeyen imparatorluk dağılmış ve Moğollar gerisin geri, o geniş ve bomboş çayırlarına dönmüşlerdi. Bugün, Cengiz'in gerçek mirası olan Moğolistan, usta binici çobanlarının altı yüzyıl sonra bile eski hünerlerini koruduğu, bağımsızlığına düşkün bir cumhuriyettir.