Kategoriler
Tarih & Kültür

Magna Carta anlaşmasının nedenleri, sonuçları ve yitirilen topraklar

Abone Ol 

Bir önceki yazımızda Magna Carta sürecini imza aşamasına kadar anlatmıştık. Şimdi öncesini, sonrasını ve Papa rekabetini detaylıca anlatacağız. Magna Carta esasında ülkenin büyük baronları ile İngiltere kralı arasında bir barış sözleşmesiydi. Sözleşmenin hükümleri, büyük ölçüde zengin toprak sahipleri sınıfının çıkarlarını temsil ediyordu ve evlilik, vesayet ve askerlik hizmeti gibi birçok konuda anlaşmazlıkları çözüyor, karara bağlıyordu.

Magna Carta ve baronların kazancı

Bununla birlikte, iç savaş yaklaştıkça ileri gelen soylular yaklaşan çatışmada destek arayışında olduklarından, ülkede yaşayan tüm özgür kişilerin hak ve özgürlüklerini koruyan ve kralın vergi koymak için halkın onayını beklemesi gerektiğini bildiren hükümler eklendi.

İlk kez bir İngiliz kralı kendisini yasalara bağlı kalmaya zorlayan bir yazılı belgeyi onaylamak durumunda kalıyordu. Ayrıca John büyük baronların aralarından 25 kişiyi Magna Carta hükümlerini düzenlemek ve uygulamak için seçmelerini kabul etmişti.

Magna Carta ruhu sonraki kuşaklar tarafından sık sık gündeme getirilmişti. İngiltere ve sonra Amerika'da anayasal özgürlük ilkelerinin korunmasına da büyük etkisi olmuş ve dünyanın pek çok yerinde özgürlük peşindeki halklar için bir örnek, adalet simgesi haline gelmiştir.

Kral John'dan neden nefret ediliyordu?

Daha önceki hükümdarlar gibi, John'da ava düşkündü. New Forest gibi bölgelerde av hayvanlarını koruma altına alan ağır yasalar, yerel halkı çileden çıkarıyordu
Daha önceki hükümdarlar gibi, John'da ava düşkündü. New Forest gibi bölgelerde av hayvanlarını koruma altına alan ağır yasalar yerel halkı çileden çıkarıyordu

Kral John hakkındaki olumsuz öykülerin bazıları zamanın tarihçisi Wendover'lı Roger tarafından kaleme alınmıştı. St. Albans'ta bir keşiş olan Roger anlattıklarını John'un ölümünden on yıl sonra yazmış. Bu anlattıklarında John'u, baronların kadınları ile kızlarına dilediği gibi saygısızca davranmakla, Papalık muhafızlarını burunlarını kırmakla korkutmakla ve Bristollü bir Yahudi'nin hazinesinin yerini söyleyene kadar günde bir dişinin çekilmesini emretmekle suçluyor.

Roger'a bakılırsa, kral çok ince işkenceler icat ediyormuş. Zaman zaman kapıldığı öfke nöbetlerinde gözleri yuvalarından fırlar, benzi sapsarı kesilirmiş. Roger'a göre John'un Normandiya'yı kaybetmesinin sebebi de şehvet düşkünü ve tembel olması.

Roger'ın anlattıklarının çoğu saçma ise de, John'un gerçekten ahlak düşkünü, kuşkucu ve güvenilmez biri olduğu besbelli. Üstelik, Avrupa kıtasında giriştiği savaşların masraflarını karşılamak içim ağır vergiler koyduğu da bir gerçek. John'un 1189'da ölen babası II. Henry zamanında bir askerin maliyeti günde sekiz peniymiş. Ne var ki John bunun üç katını, günde iki şilini bulmak zorundaydı. Bununla birlikte John'un liderlik konusunda yetersizliği de girdiği her savaştan utanç verici bir yenilgiyle çıkmasına yol açmıştır.

John Papa'yı nasıl kızdırdı?

1207'de Papa III. İnnocentius, Stephen Langton'ı Canterbury başpiskoposu olarak atadı. O sırada Langton -iyi ün yapmış bir kilise adamı- Roma'da Papalık mahkemesi olan "curia"da çalışıyordu. Başka bir adaydan yana olan John, önceleri Roma'ya kafa tuttu ve yeni başpiskoposu istemedi. Din adamlarına baskı uyguladı ve kilisenin topraklarına el koydu. 1208'de Papa İngiltere'de ayinleri yasaklayarak misillemede bulundu. Bu, kilisenin kapılarının kapatılması ve bebeklerin vaftiz edilmesiyle ölüm döşeğinde olanların günahının çıkartılması dışında her türlü ayinin yasaklanması demekti.

1209'da John kilise topraklarını geri vermediği için Papa onu aforoz etti. Nihayet 1213 yılında Fransa kralı Philippe August İngiltere'yi istila tehdini savurunca, John Papa'ya Philippe'i planlarından caydıracağını umut ederek boyun eğdi. Aforaz da, yasak da kaldırıldı. Ve başpiskopos Langton'ın göreve başlayarak John'un temsilcilerinden biri olmasına izin verdi.

İngiltere Fransa'daki topraklarını nasıl yitirdi?

Bouvines Çarpışması başlarken Fransa Kralı Philippe August yanındaki sunağa konmuş bir tacı, savaşta en büyük kahramanlığı gösteren askere sunuyor / Magna Carta
Bouvines Çarpışması başlarken Fransa Kralı Philippe August yanındaki sunağa konmuş bir tacı, savaşta en büyük kahramanlığı gösteren askere sunuyor

John, 1199'da kardeşi Aslan Yürekli Richard'ın ölümü üzerine İngiltere tahtına çıktığında, Fransa'da Angevin İmparatorluğu diye bilinen geniş topraklara da bu miras yoluyla sahip oldu. Bu imparatorluk kuzeyde Normandiya'dan İspanya sınırına kadar bütün batı Fransa'yı içine alıyordu. Bu arada Fransa kralı Philippe August, Üçüncü Haçlı Seferine katılan Aslan Yürekli Richard'ın yokluğunu fırsat bilerek sınırdaki stratejik önem taşıyan bölgelerden bir çoğunu ele geçirmişti. Richard bu bölgelerden bazılarını Louviers Antlaşması'yla (1196) geri aldı ve kalanları da yeniden ele geçirmeye karar verdi. Bu amaçla Sen Irmağı üzerinden Rouen yakınında heybetli Gaillard Şatosu'nu yaptırdıysa da başka bir şatoyu kuşattığı sırada bir okla vurularak öldürüldü.

Maine ve Anjou yeni efendileri Kral John'a karşı ayaklandılar. Fransa kralı Philippe, John'un Fransız topraklarındaki haklarını yitirdiğini ilan etti ve 1204'te Gaillard Şatosu'nu aldı. Yıl sonuna gelindiğinde Philippe, Normandiya, Anjou, Maine ve Poitou'nun büyük kısmını ele geçirmişti.

Anjou'daki toprakları geri almak için son bir çaba harcayan John, Philippe'e karşı, Almanya kralı IV. Otto ve Flaman kontuyla bir anlaşma yaptı. Flaman, İngiliz ve imparatorluk ordularından oluşan bir kuvvet, Temmuz 1214'te Kuzeydoğu Fransa'da Bouvines'de bozguna uğratıldı. Böylece Yurtsuz John'un bir gün Fransa'ya yeniden sahip olma umutları suya düşmüş oldu. Bu yenilgi aynı zamanda Magna Carta sözleşmesini kaçınılmaz kılan son darbeydi.

Derebeylik nedir?

Kral John Magna Carta'yı isteksizce imzaladı
Kral John Magna Carta'yı isteksizce imzaladı

Derebeylik ya da feodalizm, Batı Avrupa'nın büyük bölümünde yaklaşık IX. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar egemen olan toplumsal ve askeri sisteme XIX. yüzyılda verilmiş olan bir isimdir. En üstteki efendi kraldı. Büyük toprak sahipleri (Baronlar) baş kiracılardı, onlar da şövalyelere toprak veriyorlar ve bu böyle küçük çiftliklere, sonra özgür köylülere yani serflere kadar iniyordu. Derebeylik düzenini en önemli özelliklerinden biri askerlik hizmetiydi, hatta bazı araştırmacılar sistemin özünün burada yattığını söylerler. Her büyük toprak sahibinden gerektiği zaman krala, bütün savaş donanımıyla hazır şövalyeler sağlaması istenirdi. Buna karşılık kral da emri altındaki toprak sahiplerini koruyacağına söz veriyor, lord da kendi vasallarına aynı şekilde koruma ve adalet sözü verince, onlar da buna karşılık lordun toprağını işletiyor ve ona haraç ödüyordu.

Askerlik hizmetiyle toprak sahipliği zamanla birbirine bağlandı. Atlarıyla birlikte zırhlı birliklerden oluşan bir ordu toplamak az masraflı bir iş değildi; bu yüzden kral baronlarına gerekli gelire sahip geniş topraklar sağlıyordu. Magna Carta'nın kabul edildiği yıllara gelindiğinde, baronların şövalye sağlama görevi uzun zamandan beri "askerlik bedeli" denilen vergiye dönüştürülmüştü. Richard ve John'un bu ad altında yükledikleri ağır vergiler baronların önde gelen şikayet konularından biriydi.