Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı: Türklerin kurtarıcısı ve Cumhuriyet'in kurucusu

20. yüzyılın en etkili liderlerinden Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk (19 Mayıs 1881–10 Kasım 1938), 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milliyetçisi askeri bir lider ve dehadır. Atatürk, 1923’ten 1938’e kadar ülkenin ilk cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Türkiye'yi modern bir ulus devletine dönüştüren sayısız reformu hayata geçirdi. Sadece bir asker olarak başardığı şeyler dünya çapında son derece büyük saygı görmüştür.

Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamı

  • Bilinirlik: Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran büyük Türk milliyetçisi.
  • Diğer adı: Mustafa Kemal Paşa
  • Doğum tarihi: 19 Mayıs 1881, Selanik, Osmanlı Devleti
  • Ebeveynleri: Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım
  • Ölümü: 10 Kasım 1938, İstanbul, Türkiye
  • Eşi: Latife Uşaklıgil (e. 1923–1925)

İlk dönemleri

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1881'de, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olan Selanik'te doğdu (şimdi Thessaloniki, Yunanistan). Babası Ali Rıza Efendi köken olarak Arnavut olabilir, ancak bazı kaynaklar ailesinin Türkiye'nin Konya bölgesinden gelen göçmenler olduğunu belirtmiştir. Ali Rıza Efendi küçük bir bölgede yerel bir yetkili ve bir kereste satıcısıydı. Mustafa'nın annesi Zübeyde Hanım okuma yazma bilen (o zamanlar için sıra dışıdır) mavi gözlü bir Türk ya da muhtemelen Makedonyalı bir kadındı. Zübeyde Hanım oğlunun dini eğitim almasını istedi ancak Mustafa daha laik bir zihinle ​​büyüyecekti. Çiftin altı çocuğu oldu, yalnızca Mustafa ve kız kardeşi Makbule yetişkinliğe kadar yaşadı.

Dini ve askeri eğitim

Genç bir çocuk olan Mustafa isteksizce dini okula gitti. Babası daha sonra laik bir özel okul olan Şemsi Efendi Okulu'na transfer olmasına izin verdi. Mustafa 7 yaşındayken babası öldü.

Mustafa daha 12 yaşındayken, annesine danışmadan bir askeri lisenin giriş sınavına katılma kararı verdi. Daha sonra Manastır Askeri Lisesi'ne başladı ve 1899'da Osmanlı Harp Okulu'na seçildi. Ocak 1905'te mezun oldu ve kariyerine orduda başladı.

Atatürk'ün askeri hayatı

Yıllarca süren askeri eğitimden sonra Atatürk Osmanlı ordusuna yüzbaşı olarak girdi. 1907 yılına kadar Şam'daki Beşinci Ordu'da görev yaptı. Daha sonra bugün Makedonya Cumhuriyeti'nde Bitola olarak bilinen Manastır'a geçti. 1910'da Kosova'daki Arnavut ayaklanmasını bastırmak için görevlendirildi. Askeri ünü ertesi yıl İtalyanlarla yapılacak Trablusgarp Savaşı (1911-1912) ile yükselecekti.

Trablursbag Savaşı, Kuzey Afrika’daki Osmanlı topraklarının bölünmesi için İtalya ile Fransa arasında yapılan 1902 anlaşmasından doğdu. Osmanlı İmparatorluğu o zamanlar “Avrupa'nın hasta adamı” olarak biliniyordu. Bu yüzden Avrupalı ​​güçler, devlet çökmeden çok önce topraklarının nasıl paylaşılacağına karar vermeye başlamıştı. Fransa, İtalya'ya Libya'nın kontrolü sözünü verdi. Ardından Fas’a müdahale etmeme karşılığında Osmanlı'dan üç vilayeti kendine geçirdi.

İtalya, Eylül 1911’de Osmanlı Libya'sına karşı 150.000 kişilik bir orduyla yürüdü. Mustafa Kemal Atatürk, bu istilayı yalnızca 8.000 düzenli asker, 20.000 yerel Arap ve Bedevi milis üyesi ile bastırmak üzere gönderilen Osmanlı komutanlarından biriydi. 200 Türk ve Arap savaşçının 2.000 İtalyanı tuttuğu ve onları Tobruk kentinin dışına ittiği Aralık 1911 Tobruk Savaşı önemli bir Osmanlı zaferiydi.

Bu yiğit direnişe rağmen, İtalya Osmanlıları zorladı. Ekim 1912 Uşi Antlaşması'nda, Osmanlı İmparatorluğu Trablus, Fizan ve Sirenayka eyaletlerinin kontrolünü kaybetti. Bölgeler İtalyan Libyası haline geldi.

Atatürk ve Balkan savaşları

Osmanlı, imparatorluğunun kontrolünü kaybettikçe Balkan bölgesinin çeşitli halkları arasında etnik milliyetçilik düşüncesi yayılmaya başladı. 1912 ve 1913'te, Birinci ve İkinci Balkan Savaşlarında iki kez etnik çatışma yaşandı.

Yeni bağımsız olan Karadağ, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'dan oluşan Balkan Birliği 1912'de kendi etnik gruplarının çoğunlukta olduğu Osmanlı kontrolündeki bölgelere saldırdı. Osmanlılar, Atatürk'ün birlikleri de dahil Birinci Balkan Savaşı'nı kaybetti. Osmanlılar ertesi yıl gerçekleşen İkinci Balkan Savaşı'nda Bulgaristan tarafından ele geçirilen Trakya topraklarının çoğunu geri kazandılar.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıpranmış sınırlarında yaşanan bu mücadeleler etnik milliyetçilik ile beslenmişti. 1914'te Sırbistan ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasındaki bölgesel etnik çatışma, kısa bir süre sonra tüm Avrupa güçlerini içeren zincirleme bir reaksiyona, I. Dünya Savaşı'na neden oldu.

I. Dünya Savaşı ve Gelibolu

I. Dünya Savaşı, Atatürk’ün yaşamında önemli bir dönemdi. Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya'ya karşı duran güçlere (Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu) katıldı. Atatürk, Müttefik güçlerin Gelibolu'da Osmanlı Devleti'ne saldıracağını öngörmüştü; Beşinci Ordu'nun 19. Bölüğünü oraya yerleştirdi.

Türk ordusu Atatürk’ün önderliği altında Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirmek için bir araya gelen İngiliz ve Fransızları yenilgiye uğrattı. Müttefikler için büyük bir mağlubiyetti. İngiltere ve Fransa Gelibolu Savaşı'na çoğunluğu Avustralyalı ve Yeni Zelandalı olan 568.000 er getirdi. Bunlardan 44.000'i öldü ve neredeyse 100.000'i yaralandı. Osmanlı kuvveti 315.500 erle daha küçüktü; yaklaşık 86.700'ü öldü ve 164.000'den fazlası yaralandı.

Türk birlikleri Gelibolu’da yüksek tepelerde kaldılar ve Müttefik kuvvetleri sahil şeridinde tuttular. Bu kanlı ama başarılı savunma eylemi önümüzdeki yıllarda Türk milliyetçiliğinin yapı taşlarından birini oluşturacaktı ve Atatürk tüm bunların merkezindeydi.

Müttefiklerin Ocak 1916'da Gelibolu'dan çekilmesinin ardından Atatürk, Kafkasya'daki Rus İmparatorluk Ordusu'na karşı başarılı savaşlar verdi. Mart 1917'de İkinci Ordu'nun komutasının tamamına sahip oldu. Bu esnada Rus muhalifleri Rus Devrimi'nin patlak vermesi nedeniyle bölgeden hızlıca geri çekildiler.

Padişah, Arabistan’daki Osmanlı savunmasını körüklemeye karar verdi ve İngilizlerin Aralık 1917’de Kudüs’ü ele geçirmesiyle Atatürk'ü Filistin’e gitmesi için görevlendirdi. Atatürk hükümete Filistin’teki durumun umutsuz olduğunu belirten bir mektup yazdı ve Suriye'de yeniden pozisyon alınmasını önerdi. İstanbul bu planı reddedince Atatürk görevinden çekilerek başkente döndü.

Mihver Devletleri'nin yenilgisi yaklaştığında, Atatürk düzenli geri çekilmeyi sağlamak için bir kez daha Arap Yarımadası'na döndü. Osmanlı kuvvetleri Eylül 1918'de Megiddo Savaşı'nı kaybetti. Bu yenilgi Osmanlı hükümranlığının sonunun başlangıcıydı. Atatürk Müttefikler ile yaptığı ateşkesi kullanarak Eylül süresince ve de Kasım'ın başında tüm Osmanlı güçlerini Orta Doğu'dan çekti. 13 Kasım 1918'te İstanbul'a döndüğünde şehrin galip İngiliz ve Fransızlar tarafından işgal edildiğini gördü. Osman İmparatorluğu artık yoktu.

Kurtuluş Savaşı

Atatürk, 1919 Nisan'ında paramparça olmuş Osmanlı Ordusu'nu yeniden düzenlemekle görevlendirildi, böylece ülkenin el değiştirmesi sırasında iç güvenlik sağlanabilecekti. Mustafa Kemal Atatürk bunun yerine orduyu milliyetçi bir direniş hareketiyle örgütlemeye başladı. O yılın haziran ayında Amasya Genelgesini vererek Türkiye'nin bağımsızlığının tehlikede olduğunu duyurdu.

Mustafa Kemal bu konuda oldukça haklıydı. Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, Türkiye'nin Fransa, İngiltere, Yunanistan, Ermenistan, Kürtler ve boğazları kontrol edecek uluslararası bir güç arasında bölünmesini ele almıştı. Sadece Ankara çevresine yerleştirilmiş küçük bir devlet Türklere bırakılacaktı. Bu plan Atatürk ve diğer Türk milliyetçileri için kabul edilemezdi: Savaş demekti.

Britanya, Türkiye meclisini dağıtmak ve padişahı kalan haklarından vazgeçirmek için harekete geçti. Buna cevaben Atatürk yeni bir ulusal seçim çağrısında bulundu ve kendisinin konuşmacı olduğu ayrı bir meclis kurdu; bu yer Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak adlandırıldı. Müttefik işgal güçleri Türkiye'yi Sevr Antlaşması'na göre ayırmaya başlarken, Atatürk Büyük Millet Meclisi (TBMM) ile toplandı ve bir ordu kurdu ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlattı.

1921 boyunca Atatürk’ün emrindeki TBMM ordusu komşu güçlere karşı zafer üzerine zafer kazandı. Ertesi sonbahar Türk milliyetçi birlikleri işgalci güçleri Türkiye yarımadasından çıkarmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti

Avrupa güçleri 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması'nı imzalayarak tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıdılar. Cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, dünyanın en hızlı ve en etkili modernizasyon seferberliklerinden birine liderlik edecekti.

Atatürk tüm İslam alemine zarar veren halifeliği ortadan kaldırdı. Ancak başka hiçbir yerde yeni bir halife de atanmadı. Atatürk aynı zamanda hem kız hem de erkek çocuklar için din dışı ilköğretim okullarının gelişimini teşvik ederek eğitimi sekülerize etti.

1926'da Atatürk, bugüne kadarki en radikal reformu gerçekleştirdi; şeriat mahkemelerini feshetti ve Türkiye genelinde laik medeni kanunu uygulamaya koydu. Kadınlar artık mülk edinme ve eşlerinden boşanma konusunda eşit haklara sahipti. Cumhurbaşkanı Atatürk, zengin ve modern bir ulus olarak hayal ettiği Türkiye'de, kadınları işgücünün önemli bir parçası olarak görüyordu. Atatürk bundan sonra son olarak Arap alfabesiyle yazılan Türkçe'yi Latinceye dayalı yeni bir alfabe haline getirdi.

Atatürk'ün ölümü

Mustafa Kemal Atatürk yeni bağımsız Türkiye devletini kurma ve yönetmedeki önemli rolü nedeniyle "Türklerin atası" manasını taşıyan Atatürk olarak anılmaya başlandı. Atatürk, 10 Kasım 1938'de aşırı alkol tüketimi nedeniyle oluşan karaciğer sirozundan öldü. Henüz yalnızca 57 yaşındaydı.

Bıraktıkları

Atatürk hem ordudaki görev süresi boyunca hem de 15 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde modern Türk devletinin temellerini attı. Politikaları yüzyıl önce olduğu gibi bugün de modernlikten uzak zihinlerce tartışılsa da, Atatürk'ün reformları Türkiye'yi 20. yüzyılın en büyük başarı hikayelerinden biri haline getirmiştir.