Alexander von Humboldt kimdir? Öncü çevre bilimci

Ekoloji biliminin babası, maceraperest bir tarih karakteri

Alexander von humboldt

Bugün az çok tanınsa da, Alman Alexander von Humboldt, her açıdan modern çağın en önemli bilim insanlarından biridir. 1799-1804 tarihlerinde Amerika'da keşif gezileri yapan Humboldt, genç Charles Darwin'e onun meşhur ettiği tropikal kuşağı kendi gözleriyle görmek için ilham vermiş ve yine bu tür soruları cevaplamak için araçlar sunmuştu. 19. yüzyıl boyunca Humboldt adı, her gün anılan bir isim, kahramanlık ve insanlık bilimlerinin mihenk taşıydı. Oricono'da rafting yapan, Ekvator'da (dünyanın en yüksek dağı sandığı) Chimboraza'ya tırmanan, jaguarlardan kaçan ve elektrikli yılan balığını eline alan romantik maceraperest diye şöhrete kavuşmuştu.

Alexander von Humboldt

Alexander von Humboldt  ve Aime Bonpland
Humboldt ve yoldaşı Aime Bonpland yerel bölgeyi keşfederken bir dizi saha istasyonu kurarak sıklıkla ve yavaş seyahat ettiler

Ralph Waldo Emerson onun için "tüm Fransız akademisi onun ayakkabıları ile seyahat etti" demişti. Gerçekten de Humboldt botanikten zoolojiye ve jeolojiye, fizyolojiden jeofiziğe, coğrafyadan antropolojiye ve siyasal ekonomiye pek çok bilim dalına katkıda bulunmuştur. Uluslararası bilime katalizör olmuş ve kurduğu küresel hava istasyonları ağı, iklim değişikliği araştırmalarının kıvılcımlarını çakmıştır. Çok satanlar arasındaki kitaplarında Humboldt bilimdeki radikal yeni kavramları öğretmek ve kölecilik ile sömürgeciliği kınamak için maceralarını kullanmıştır. Tüm insanların tek bir tür olduğunu yazmıştı, "Hepsi aynı derecede özgürlük için tasarlanmıştır." Ancak adı belli bir çığır açıcı keşfe bağlanmaz. Newton'un yerçekimi, Darwin'in evrimi, Einstein'ın göreliliği vardı. Ya Humboltd'un?

Bu cevap ekolojidir. Bu kelime o öldükten sonra türetildiyse de, bitki ekolojisi alanını bulan Humboldt'tur. Yazıları modern, küresel dünyadaki insanlar dahil doğadaki tüm unsurlar arasındaki birbiriyle ilişkililik durumunu vurgulamıştır. 1769 yılında, Voltaire çağında Berlin'de doğan Humboldt 1859 yılında, Darwin'in On the Origin of Species (Türlerin Kökeni) henüz basılmaya hazırlanırken öldü. Tegel'deki aile arazisinde (ünlü bir felsefeci ve dilbilimci olacak) erkek kardeşi Wilhelm ile büyüdü, her iksi de Kant, Goethe ve Schiller çevresindeki heyecan verici entelektüel camianın üyesiydi.

Bu yıllar esnasında bilimsel keşfe çıkmış olanlar seyahatlerinden egzotik insanlara dair hikayeler, tuhaf, ama güzel açık hava resimleri, gemiler dolusu bitki ve hayvan numunesi, fosiller, mineraller, her türden ilgi çekici ilkel sanat eseriyle dönüyorlardı. Avrupa bilimi hepsine yabancıydı. Genç Humboldt dünyayı keşfetme arzusuyla yanım tutuşuyordu. Bilgiye açlığı onu botanik, tarih, politika, jeoloji, kimya, fizyoloji ve dil öğrenmek için bir dizi üniversiteye –Frankfurt, Göttingen, Hamburg, Freiberg– gitmeye yönlendirdi. Aile serveti kendisine miras kalınca, kendini bilime adama hayalini gerçekleştirme özgürlüğüne kavuştu; kısa zaman içerisinde yoldaşı, botanikçi Aime Bonpland ile Güney Amerika'ya doğru yola çıktı.

Dünyayı anlama çabası

1823 tarihli bu örnek gibi Humboldt'un çalışmalarına dayanan izotermal haritalar soyut verileri çarpıcı görsel imgelere dönüştürmüştü.
1823 tarihli bu örnek gibi Humboldt'un çalışmalarına dayanan izotermal haritalar soyut verileri çarpıcı görsel imgelere dönüştürmüştü

Alexander von Humboldt bilimin daha çok nesneye, daha büyük koleksiyonlara değil, her şeyin birbiriyle ilişkisini anlamak için yeni bir yola gereksinimi olduğunu düşündü. Kutup buz tabakaları arasındaki küresel akımların devindiği okyanusların ortasındaki kıtalarla, karbondioksit soluyan bitkileri ve tam tersine oksijen soluyan hayvanlarıyla, dünya neden böyledir? Elektrik hayatın sırrı mıdır? (Elektrikli yılan balığı cevabı bulmasını sağlamıştı) Neden kayalar ve minerallar dünyanın her yerinde aynı, ama bitkiler, hayvanlar ve insanlar her yerde farklı -ama çok az farklıdır? Tüm dünyada insanlar patates, mısır, şeftali, kiraz, buğday, zeytin, üzüm yetiştirir ama hiçbir yerde bu bitkilerin yabanılına rastlanmaz? Öyleyse nereden gelmişler?

Peki, insanlar nereden gelmiştir? Neden görünüşümüz, geleneklerimiz ve dillerimiz birbirinden bu kadar farklı? Tüm diller birbirleriyle bağlantılı mı? Tüm insanlar akraba mı? Biz çevremiz tarafından mı biçimlendiriliyoruz? – ve biz de çevremizi mi şekillendiriyoruz? Neden Kristof Kolomb Batıya yelken açtı? Avrupalıların tahrip ettiği Amerikan medeniyetinden geriye ne kaldı? İnka altını ve Meksika gümüşü dünya ekonomisini nasıl değiştirdi? Tropikal hastalıklara ne sebep olur, iyileştirilmeleri mümkün müdür? Venezuela ve Meksika ayaklanıp Amerika Birleşik Devletleri gibi bağımsız cumhuriyetler kuracaklar mı?

Bu tür sorular ve daha yüzlercesi Humboldt'un bilimsel monografilerden popüler makalelere kadar geniş bir yelpazeye yayılan ve hepsi gezegen kavrayışımızı yeniden şekillendiren ve bilimlerde onlarca yeni uzmanlaşma alanı oluşmasını teşvik eden onlarca kitabının dokusunu oluşturmuştu. Asla üniversitede ders vermediyse de pek çok genç bilim insanının, kaşifin ve sanatçının akıl hocalığını yaptı. Bunlardan biri olan Louis Agassiz şu gözlemde bulunuyordu: "Her okul çocuğu şimdi onun yöntemlerine aşina, ama hocalarının Humboldt olduğunu bilmiyorlar." Zihni, "yol açtığı bereket ve üretkenlikle" bizden saklanmış.

Dünyanın fiziği

Humboldt'un 1807 tarihli Essay on The Geography of Plants (Bitkilerin Coğrafyası Üzerine Makaleler) adlı eserinden bu ünlü katlanır tablo tek bir sayfada ekoloji biliminin temellerini kurmuştur.
Humboldt'un 1807 tarihli Essay on The Geography of Plants (Bitkilerin Coğrafyası Üzerine Makaleler) adlı eserinden bu ünlü katlanır tablo tek bir sayfada ekoloji biliminin temellerini kurmuştur

Humboldt'un gönlünde yatan bilim dalı -onun "Dünyanın fiziği" adını verdiği, şimdi sıklıkla kullanılan ismiyle "Dünya sistemleri bilimi" -bugün ekoloji ve yer bilimleriyle, atmosfer ve iklimbilimleriyle, jeoloji ve okyanusbilimiyle kaynaşarak gezegenimizin nasıl işlediği ve insan etkinliklerinin gezegenimizi nasıl etkilediğini bütünüyle kavrayacak şekilde hızla büyümektedir. Bu bilim dalının, gelişiminin başlangıcı Humboldt'un en önemli çalışmalarından ikisinde görülebilir. İlki kariyerinin başlangıcındadır, ikincisi ise sonunda. Amerika kıtasının tropik kuşağını beş yıl boyunca inceledikten sonra Humboldt o zamanlar yerbilimlerinin merkezi olan Paris'e yerleşmiş ve bulgularını yayımlamaya koyulmuştu.

İlk cilt (toplamda otuz cilt) 1807 tarihli Essasy on the Geography of Plants (Bitkilerin Coğrafyası Üzerine Makaleler), en önemli gözlemlerinin sentezlendiği bir krokidir – kendi sözleriyle çizelgedir. Burda verilen illüstrasyonda, ortada yükselen Chimborazo'nun iki yanında gayet kalabalık veri sütunları vardır. Dağın yamacı boyunca bölgeye özgü bitkiler kuşak kuşak yükselir: Ekvatorda tropikal, ılıman ortada çam ve meşeler, yukarıda alp bitkileri, zirvede kayalar ve kutup buzları yer alıyor. Her kuşak bir iklim bölgesini temsil ederek dağın yüksekliğinin küresel boylamlarla nasıl paralellik gösterdiğini vurgular. Her kuşakta, bitkiler tipik "topluluk" halindedir; hayvan yaşamı, yükseklik, yağış miktarı, ışık şiddeti, sıcaklık, toprak cinsi ve nem gibi fiziksel özelliklerle birbirleriyle bağlanmıştır.

Her yabani bitki topluluğunun kendi ayırt edici görüntüsü, fizyonomisi vardır. İnsanlar göçlerle gezegene yayılırken yaratılmış tabiat örtüsü bir arada işleyerek insan kültürünün, her bireyin zihninin ve kalbinin parçası olur. Humboldt'un bu engin resmini inceleyen kişi o resme katılır, katkıları bu resmi mümkün kılan pek çok bilim insanı gibi, çok sayıdaki unsuru birbiriyle ilişkilendirmek için etkin şekilde uğraşır. Böylece bilim ve hayal gücü sayesinde, okuyucu "evinden ayrılmadan, gözü pek doğa bilimcilerin göklerde ve okyanusta, yer altı mağaralarında, en yüksek karlı tepelerde keşfettiği her şeyi kendine mal edebilir", hem geçmişte hem de bugünde yaşar, doğanın büyük yasalarını anlamayı öğrenebilir ve "dünyanın tüm insanlarıyla" iletişim kurabilir.

Alexander von Humboldt ve Kozmos

Bir Doğa Portresi: Alexander von Humboldt'un Kosmos'u (1845-62)
Bir Doğa Portresi: Alexander von Humboldt'un Kosmos'u (1845-62)

Alexander von Humboldt 1827 yılında Berlin'e taşındı ve son yıllarını 1845-1862 yılları arasında yayımlanan ve öğrendiği her şeyin toplamı niteliğindeki çok satan eseri Cosmos'u (Kozmos) yazarak geçirdi. İlk cilt okuru yıldızlara yolcuğa çıkartır, yıldızlararası harikaları geçerek koskoca uzayın derinliklerindeki yaşam dolu elmasa, en büyük mucizeye, Dünya'ya doğru yol alır. İkinci cilt "doğa" kavramımızın bin yıl içerisinde sanatta ve edebiyatta, bilimde ve teknolojide, keşiflerde nasıl geliştiğini göstermek için insanlık tarihinde gezinir. Sonraki ciltler yıldızlar ve gezegenler, Dünya ve canlılar alemi hakkında bilinen her şeyi ana hatlarıyla sıralar, ancak Humboldt bile hızlı adımlarla gelişen bilime ayak uyduramaz ve bu büyük vizyonunu tamamına erdiremeden ölür.

Ama vizyonunun zaten sonu yoktur: Bugün bile bilim halen üzerine eklemeler yapmaktadır. Bu nedenle eğer biri Humboldt'un önemli keşfi nedir diye sorarsa, cevap Kozmosun kendisidir. Humboldt biz insanların bu evrende güzelliği ve düzeni görerek ona Kozmos olarak can vermemizi de vurgulayarak fiziksel evrenin bütünlüğünü gösterir. Humboldt'un bakışına göre, tüm doğa ve tüm tarih Kozmosu var etmek için işbirliği yapmıştır, onu bilim, sanat ve şiir ile devam ettirmek tüm insanlığın geleceği olacaktır, diye ümit etmiştir.

Alexander von Humboldt kimdir? Gezgin ve öncü çevre bilimci yazımız burada son bulmuştur. Benzer içerikler için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz: https://2ladd.com/k/bilim-teknoloji/