Ellis Adası ve Avrupalı göçmenlerin Amerika'ya kaçışı

Milyonlarca kalabalık neden Amerika’ya göç etti?

Ellis Adası ile ilgili ilk yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. İlk bölümde adanın işlevini, nasıl inşa edildiğini, göçmenlerin ülkeye kabul edilme ve nadiren de olsa kabul edilmeme süreçlerini anlatarak, günümüz Birleşik Devletler'in neden onlarca farklı mezhepten oluştuğunu ifade etmiştik. Şimdi, göçmenlerin geliş yollarını, neden göç ettiklerini ve en önemlisi neden Amerika'yı hedeflediklerini anlatacağız.

Göçmenler nereden geliyordu?

XIX. yüzyılda, Avrupa'dan ABD'ye gelen göçmenler yoğun bir etnik gruplar karışımıydı. Bunun tersine, Arjantin'e giden göçmenlerin çoğu İtalya ve İspanya'dandı ve yeni Avusturyalılar ile Kanadalıların çoğu İngilizce konuşanlardandı.

Göçmen seli dalga dalga geldi:

  • 1820-1860 arası, çoğu Kuzey ve Batı Avrupa'dan yaklaşık beş milyon insan geldi. 1845'te İrlanda'da yaşanan kıtlık İrlanda'dan bir göçmen seli getirdi: 1847 ile 1854 arasında bir milyonu aşkın İrlandalı ABD'ye kaçtı. 850000 göçmen de Almanya'dan geldi.
  • 1860'dan 1930'a kadar, çoğu Doğu ve Güney Avrupa'dan yaklaşık 27 milyon göçmen geldi. 1900 ile 1914 arasında İtalya'dan 3 milyonu aşkın, Rusya'dan ve Baltık devletlerinden toplam 2,5 milyon, Orta ve Doğu Avrupa'nın başka yerlerinden 3 milyonu aşkın göçmen geldi. Daha az sayıda göçmen Fransa'dan, daha da azı, Güney Amerika'da ilişkileri olduğu için, İspanya'dan geldi.

Bu arada, Amerika'nın batı kıyısında, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, küçük çaplı bir göç dalgası Çin'den aktı. 1854 ile 1900 arasında California'da bulunan altının peşine düşen 300000'den fazla Çinli göçmen ABD'ye girdi.

Anayurtlarından neden ayrıldılar?

Ellis Adası'ndaki göçmen çocuklar
Ellis Adası'ndaki göçmen çocuklar

XIX. yüzyılda Avrupa kıtası, toplumsal ve siyasal değişikliklerle kaynayan huzursuz bir dönem yaşıyordu. Ne var ki gene o yüzyıl boyunca Avrupa, tarihin o güne kadar görmediği bir uygarlık düzeyine ulaştı, kıtanın içindeki değişimler denizaşırı yayılmalara yansıdı. Sanayi, daha önce zengin olan kuzeyde, sonra da daha yoksul, daha kırsal olan güneyde şehirleri büyüttü, kırsal alandaki nüfusu merkezlere çekti. Tarım gelişti. Zenginlik arttıkça daha sağlıklı koşullarda yaşayan nüfus arttı. Avrupa nüfusu yüz yıl içinde iki katının da üstüne, 190'dan tam 423 milyona çıktı. Hükümetler göçlere o sırada işlerine geldiği için izin verdiler, hatta desteklediler.

Milyonlar kıta içinde oradan oraya taşındı ve gene milyonlar, belki topu topu elli milyon insan denizaşırı ülkelere, Brezilya, Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada, Güney Afrika, Arjantin ve ABD'ye gitti. Kimileri hükümetlerinden kaçıyor, kimileri ise sadece genç ve hırslıydılar. Göç genellikle, korku, hoşnutsuzluk, daha iyi bir yaşam özlemi ve önceden gitmiş olanlardan gelen bilgiler gibi sebeplerden kaynaklanan kişisel kararlar sonucuydu. Göçü çekici kılan bir dürtü de yolculuk koşullarının giderek daha kolaylaşmasıydı. 1843'te buharın ve uskurla çalışan yolcu gemisinin ortaya çıkışı, okyanus ötesi yolculuklarda umulmadık bir artışa olanak sağladı.

Göçenlerin çoğunun hedefi Amerika'ydı. Yeni Dünya, dini baskıdan, vergilendirmeden ve toplumsal kısıtlamalardan kurtulmak demekti. Ama en önemlisi, ekonomik açıdan daha iyi bir yaşam umuduydu. Daha 1840'larda bir Amerikan yurttaşı, Avrupa'da yaşayan benzerinden beş kat daha çok kazanabiliyordu. Toprak batıda ucuzdu ve 1869'dan beri göçmenler yeni yapılan kıta aşırı demiryoluyla batıya gidiyorlardı. Toprak giderek azalıyor olsa da, birdenbire gelişen şehirlerde hemen iş bulmak kolaylaştı. Daha iyi ulaşım olanakları umut dolu haberlerin de Avrupa'ya hızla gönderilmesine olanak sağladı. İşi iyi giden bir göçmen, başka beş, on, yirmi göçmene de esin kaynağı olabiliyordu.

Amerika bu göçlerden nasıl etkilendi?

New York'un Lower East Side Mahallesi, kirası ucuz daireleriyle Batı dünyasının nüfus yoğunluğu en yüksek bölgelerinden biri haline geldi
New York'un Lower East Side Mahallesi, kirası ucuz daireleriyle Batı dünyasının nüfus yoğunluğu en yüksek bölgelerinden biri haline geldi

Göçmen dalgalarının kısa vadede yarattığı bir sonuç, Amerika'nın bir "uluslar ulusu" haline gelmesiydi. Yüzyılın ilk yıllarında, Amerikalıların neredeyse yedide biri Amerika dışında doğmuştu. Wisconsin gibi kimi eyaletlerde nüfusun yaklaşık dörtte biri yabancı doğumluydu.

ABD'ye yeni gelenlerin özümsenmesine sık sık yakıştırılan "potada eritme'' benzetmesi, gerçeği sadece kısmen dile getirir. Aslında, birdenbire kimliğini yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya kalan göçmenler birdenbire sık sık sarılmak, kültürlerinden ve dillerinden yarattıkları dokunun üzerine Amerikalılığı yakıştırmak eğilimindeydiler. Göç birleştirmedi, tersine, parçalara ayırdı. İngiltere'de İrlanda sorunu, İrlanda'yla ilişkili bir sorundu; Amerikalı politikacılar içinse aynı deyim, İrlandalı göçmenlerin sorunlarıyla baş etmek anlamına geliyordu.

Zamanla her büyük şehrin bir Polonya mahallesi ya da bir "Küçük İtalya"sı oldu. Massachusettes'teki Lawrence dokuma tezgahlarında çalışan işçiler tam 45 ayrı dil konuşuyorlardı. 1910'da New York, Chicago, Detroit ve Boston şehirlerinin nüfusunun dörtte üçü göçmenler ve onların Amerika doğumlu çocuklarıydı. O tarihte New York'un Lower East Side Mahallesi'nde 4 kilometrekarelik bir bölgede 540000 Yahudi nüfusu vardı ve 1912'de New York'ta bir milyon yani 1948'de kurulan yeni İsrail Devleti'nin nüfusu kadar Yahudi yaşıyordu.

Chicago'nun tarihçesi bir göçmen şehrinin öyküsüdür. 1830'da burası bir sınır köyüydü. 1870'te 300000 nüfusu vardı. 1871'de yandı kül oldu, yeniden kalkındı ve 20 yıl sonra nüfusu yaklaşık 1 milyona çıktı. Nüfusun hemen hemen yüzde 80'i 40 ayrı ulustan gelme göçmenler ya da onların çocuklarıydı. Birçok mahallenin niteliği değişti, İrlandalılar ve Almanlar, yeni gelen İtalyanlar ve Yahudilere yer açtılar ve aralarında sık sık şiddetli kavgalar, çatışmalar patlak verdi.

Günümüzde Ellis Adası

Liverpool'dan ABD'ye bir güverte bileti 1860'larda sadece 3 pound oldu. Ama göçmenler, aşırılı kalabalık gemilere sıkış tıkış bindiriliyor; deniz tutması, yiyecek ve su sıkıntısı gibi sorunlarla baş başa bırakılıyordu
Liverpool'dan ABD'ye bir güverte bileti 1860'larda sadece 3 pound oldu. Ama göçmenler, aşırılı kalabalık gemilere sıkış tıkış bindiriliyor; deniz tutması, yiyecek ve su sıkıntısı gibi sorunlarla baş başa bırakılıyordu

Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi Yenidünya'ya göçmen akının azalttı. Bu arada Birleşik Devletleri'deki genel eğilim de, "denizler ötesinden gelen yığınların" aleyhine döner gibi oldu. Neden ırkçılıktı. Gelişen ve zenginleşen Amerikan toplumunda karar noktalarındaki insanlar genellikle "Kuzey Avrupa kökenli, iyi eğitimli beyazlar"dı. Güney Avrupalı yoksul göçmen akını sürüp gittikçe iktidarın kulislerdeki tutumu da değişmeye başladı. Kendilerini Amerika doğumlu seçmenlerine karşı sorumlu hisseden siyasetçiler, yeni gelenlerin önünü yasal olarak nasıl kesebilecekleri sorunuyla karşı karşıya kaldılar.

Genelde Güney ve Doğu Avrupalılara, diğer Avrupalılara oranla daha cahil gözüyle bakılıyordu. Başkanın vetosuna rağmen 1917 yılında göç akınının önünü kesmek için göçmenlere uygulanacak bir okur-yazarlık testi öngörüldü. Bunu çok geçmeden başka kısıtlamalar izledi. 1921'de konulan bir kota sistemi belirli bir ulustan gelen göçmenleri 1910'da ABD'de bulunan aynı ulustan göçmen sayısının yüzde 3'ü olarak sınırlandırdı. Bu da göçmen sayısını yılda 350000'e indirdi ve böylece yerleşik göçmen toplulukları lehine bir ayrımcılık yapılmış oldu.

1943'te göçmen kabul istasyonu Manhattan'a taşındı; Ellis Adası sınırdışı edilen veya belgelerinde sorun çıkan göçmenler için bir alıkoyma merkezine dönüştürüldü.

Ellis Adası ve Avrupalı göçmenlerin Amerika'ya kaçışı yazımız burada son buldu. Benzer içerikler için: https://2ladd.com/k/tarih-kultur/

Ortalama puan: / 5. Oy sayısı: