Hazreti Muhammed ve İslam İmparatorluğu'nun öyküsü

Hazreti Muhammed sonrası İslam İmparatorluğu’nun büyümesi

Hazreti Muhammed ile ilgili ilk yazımızı Hicret üstüne hazırlamıştık. Şimdi öncesi ve sonrasını anlatarak devam ediyoruz. Hazreti Muhammed, bir süredir ticaret kervanlarını yönettiği zengin dul Hazreti Hatice'yle evlendikten sonra, pekala Mekke'nin ileri gelen tüccarları arasında rahat bir yaşam sürmeyi yeğleyebilirdi. Ama o, çevresinde gördüğü yozlaşmadan ve sömürü düzeninden son derece rahatsızdı, bu yüzden insanlardan kaçarak doğduğu şehrin dışındaki yüksek dağlara çekiliyor, derin derin düşünüyor, oruç tutuyordu .

Hazreti Muhammed ne zaman peygamber oldu?

Her yıl hac zamanında milyonlarca Müslüman, Kabe'yi tavaf ederek hacı olur
Her yıl hac zamanında milyonlarca Müslüman, Kabe'yi tavaf ederek hacı olur

Müslüman inancına göre, Cebeli Nur'da, sonradan Hıra Mağarası diye adlandırılacak bir mağarada titreyerek ibadet ederken, Cebrail ona göründü. Bir kez değil, defalarca. Hazreti Muhammed önce dehşete düştü. Ancak vahiy meleği ona tanrı elçisi seçildiğini bildirdi ve "Oku" diye başlayan ilk ayetleri tebliğ etti. Hazreti Muhammed önceleri bunları zevcesine ve en yakınlarına açtı. Ancak üç yıl sonra, ölümüne değin hiç arkası kesilmeyen bu vahiyleri açık açık anlatmaya ve kendisini dinleyenleri Allah yoluna davet etmeye başladı.

Peygamber'in yaşadığı sürece kendisine gelen vahiyler, inananlar arasında, kabile destanı anlatmakta usta olanlar tarafından ezberleniyordu. Parça parça yazıya da geçirilen bu vahiyler, Peygamber'in ölümünden sonra ilk halife Ebu Bekir tarafından derlenerek 633'te kitap haline getirildi. Hazreti Muhammed kendini, "insanı"ı Allah'a bağlayan peygamberler zincirinin son halkası olarak görüyordu. Yaradılış'a kadar gerilere kadar giden bu zincir, İbrahim, Musa, İsa peygamberleri de içeriyordu ve Hazreti Muhammed'in gelişiyle peygamberlik çevrimi de sona ermiş bulunmaktaydı.

Bugün müslümanlar, hiçbir zaman böyle bir iddiası olmayan Hazreti Muhammed'e tanrısal bir kişi olarak değil, Allah'ın sevgili kulu, her işi doğru olarak yapmış örnek alınacak bir insan, örnek bir devlet adamı, asker, yurttaş, baba, kardeş, koca ve komşu olarak bakarlar.

İslam İmparatorluğu nasıl büyüdü?

İspanya'ya kadar uzanan İslam İmparatorluğu Frank engelini aşamadığı için Avrupa'daki ilerlemeyi devam ettiremedi
750 CE’deki Emevî halifeliğinin boyutlarını gösteren bir harita. İspanya'ya kadar uzanan İslam İmparatorluğu Frank engelini aşamadığı için Avrupa'daki ilerlemeyi devam ettiremedi

Hazreti Muhammed öldükten sonraki bir yüzyıl içerisinde müminleri, Pirenelerden Hindistan sınırlarına kadar uzanan uçsuz bucaksız bir coğrafya'ya yayıldılar. Bu inanılmaz başarı, hem geleneksel becerilerden hem de insanca uygulamalarla dayandırılmış yeni bir inancın coşkusundan kaynaklanıyordu.

Bedevi Arapları her zaman gözü pek savaşçılar ve eşi bulunmaz biniciler olarak saygı görmüşlerdir. İslamiyet ise onlara o güne değin eksikliğini duydukları, birlik, düzen ve kişisel kazancın ve onurun ötesinde soylu bir amaç kazandırmıştı.

Günde beş vakit namaz kılmak onlara, bir işi zamanında yapmayı ve Allah inancı da itaatkarlığı öğretti. Ayrıca, savaşta ölmenin cennete gitmekle ödüllendirileceğine olan inançları, dünyanın en korkusuz ve en iyi hafif süvari ordularının kurulmasına yol açtı.

Müslümanlar Bizans'ta ve İran topraklarında, çeyrek yüzyıllık savaşların neredeyse tümüyle eritip tükettiği bir zamanların güçlü imparatorluklarıyla karşı karşıya geldiler .Bizanslıların egemenliğindeki Mısır ve Suriye'de yaşayanlar tarafından, onları ağır vergilerden ve dini yobazlıktan kurtaracak bir taze güç olarak sevinçle karşılandılar. Müslümanların da, egemenliklerini böyle direniş göstermeden benimseyenlerin kişiliklerine ve mallarına mülklerine seve seve saygı göstermeleri, onların diledikleri gibi tapınmalarına izin vermeleri, hiç kuşkusuz hem fethedenler hem de fethedilenlerden pek çok canın kurtulmasına yol açmıştır.

Fetihler giderek yayıldıkça Arap orduları, eski düşmanlarının askerlik yöntemlerini de büyük bir ustalıkla benimsedi ve çok iyi kullanır hale geldiler. İranlılardan kuşatma tekniğini ve Bizanslılardan ilkel bir alev saçıcı olan "Rum Ateşi"yle denizlerde savaşmayı öğrendiler.

Araplar, İspanya'yı ele geçirip İber Yarımadası'na yerleştikten sonra Pireneleri aşarak Fransa'ya kadar vardılar. Ama ilerlemeleri 732 yılında Charles Martel ve bir Frank ordusu tarafından durduruldu. Avrupalı tarihçilere göre Poitiers Çarpışması, dünyanın geleceğine yön veren çarpışmalardan biridir.

İslam kültürünün farkı neydi?

Hazreti Muhammed / İsfahan şehri Lütfullah Camii
İslami desenli çiniler İslam sanatının günümüze bıraktığı en büyük camilerin vazgeçilmeziydi

İslam kültürünün en dikkat çeken özelliklerinden biri görsel sanatta ve mimarlıkta, özgün ve ayırıcı nitelik taşıyan stilidir. Ana vatanlarından uzaklaştırılmadan önce Araplar sadece çadırlarda yaşayan balçık ve hurma dallarından yapılmış evlerde yaşadıkları düşünüldüğünde bu durum çok daha ilginç bir nitelik kazanır. Bizanslı duvarcıların ve İranlı mühendislerin becerilerinden öğrendikleriyle Müslümanlar kısa zamanda büyük atılım yaparak kubbeli camiler, karmaşık sulama sistemleri ve kaleler inşa etmeye başladılar.

İslam kültürü, Arap gücünü İran zarafeti ve Bizans inceliğiyle bağdaştırma yoluyla gelişti. Şiiri, Allah'ın sözlerini hatırlamanın bir yolu olarak yüceltti. Sanatta insan suretlerini değil hat sanatını, çiçek motiflerini ve geometrik şekilleri kullandı.

İslam liderleri, Peygamber'e atfedilen "Bilim Çin'de bile olsa, arayacaksın" emrine uydular. Yunanlılar tarafından başlatılmış bir süreci devam ettirerek geniş bir bilimsel çalışma derlemesi yaptılar. Bu da matematik ve fizikte çok büyük ilerlemelere yol açtı ve bu gelişmeler Avrupa'ya aktarılmış oldu. Böylece Arap kültürü, Antik Yunan ile Batı Medeniyeti arasında köprü görevi yaptı.

Kuran'ı Kerim

Kuran-ı Kerim
Kuran-ı Kerim sayfalarının kusursuz Arap yazısıyla kopya edilmesi ve süslenmesi, Müslüman sanatçılar için kutsal bir uğraştır. Bu fotoğraf 500 yıllık bir kopyaya ait

Kuran Hz. Muhammed'e parça parça olarak vahyi yoluyla 23 yılda Arapça olarak inmiştir. Vahyi bazen Cebrail getirmiş ,bazen de Allah doğrudan Hz. Muhammed'e bildirmiştir. 114 sure, 6200'ün üzerinde ayetten oluşan Kuran-ı Kerim, Allah'ın öncesiz ve sonrasız, yanılmaz sözü olarak kabul edilir.

Hz. Muhammed gelen vahyi önce ezberliyor, sonra yerlerini de belirleyerek katiplere yazdırıyordu. Bu dönemde yazı için deri, hurma dalları, taşlar, tahta levhalar, koyun ve develerin kürek kemikleri gibi malzemeler kullanılıyordu. Okuma yazma bilenler az olduğu için Kuran daha çok ezberleme yoluyla öğreniliyordu, başkalarına da sözlü olarak aktarılıyordu.

Vahiy Hz. Muhammed'in yaşamının son günlerine değin sürdüğü için, parça parça yazıya geçirilen Kuran, Peygamberin ölümünden sonra, ilk halife Hz. Ebubekir döneminde bir araya getirilerek kitaplaştırıldı (633). Camide okunarak Müslümanlarca onaylanan bu Kuran'a Mushaf adı verildi. Hz. Osman döneminde, İslam topraklarının genişlemesi, Kuran'ı ezbere bilenlerin sayısının azalması. çeşitli okuyuş farklarının ortaya çıkması gibi nedenlerle Mushaf'ın çoğaltılması gereği duyuldu. Dört veya belki de yedi ayrı nüsha yazıldı (645). Bu yeni nüshalar camilerde okundu ve onaylandıktan sonra birisi Medine'de bırakıldı, öbür üçü ise dönemin başlıca merkezleri olan Şam, Küfe ve Basra'ya gönderildi.

Fetihler fethedilenleri nasıl etkiledi?

Müslümanlar gerçekleştirdiği fetihlerin tarihte benzeri yoktur, çünkü onlar dünyada göçebe halkların, kendilerinden daha gelişmiş, yerleşik toplulukları fethetmesinin ve dinlerinin onlara kabul ettirmesinin tek örneğidir. Bu özel durumun en iyi açıklaması, belki bu halklara İslam dinini zorla benimsetmeye çalışmama olmuştur. "Kitap Ehli" halklara yani Hristiyanlar ve Yahudiler gibi Tanrı'nın kitaplarına inanan insanlar dinlerinin gereğini yerine getirmekte özgürdüler, sadece dinlerinin propagandasını yapmaları ve silah taşımaları yasaktı.

Müslümanlara da Müslüman olmayanlara da aynı yasalar aynı yönetim biçimi uygulandı. Bu arada Arapça da bir kültür, ticaret ve yönetim dili oldu. Daha VIII .yüzyılda, bir İspanyol piskopos, genç kuşak Hristiyanların Arap edebiyatının etkisine girdiklerini ve Latin kökenlerine kayıtsız kaldıklarından yakınıyordu.

O dönemde İslam yasası ile Arapça, batıda Sahra'dan doğuda İndus Vadisi'ne uzanan bir ortak pazara çerçeve oluşturdu ve bu durum, İslam imparatorluğunun bir siyasi sistem olarak dağılmasından çok sonlara kadar sürdü gitti.