Kategoriler
Tarih & Kültür

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın yıkıntıları üzerinde yükseliyor

Türkiye Cumhuriyeti hakkında kuruluş günlerini konu alan detaylı bir yazı hazırlamıştık. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu yazımızda Osmanlı Devleti'nin nasıl bu denli zayıfladığını ve Laik Türkiye'nin Türk milletine neleri kazandırdığını anlatacağız. Bunun yanı sıra barış süreciyle ilgili de bir bölümümüz olacak.

Osmanlı Devleti hukuken ne zaman sona erdi?

Büyük Taarruz ve Mudanya Mütarekesi Kurtuluş Savaşı'nı sona erdirmiş, sıra Türkiye ile İtilaf Devletleri ve Yunanistan arasında kalıcı barış antlaşmasının yapılmasına gelmişti. Mudanya'daki ateşkes görüşmeleri sırasında, İsviçre'nin Lozan kentinde bir konferans düzenlemesi kararlaştırıldı. Konferansta sadece Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar görüşülmeyecek, İtilaf Devletleri ile Türkiye arasında Birinci Dünya Savaşı'nı sona erdirecek hükümler de karara bağlanacaktı.

Lozan Konferansı'na TBMM Hükümeti'nin yanı sıra İstanbul Hükümeti'nin de çağrılması üzerine, 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı. Osmanlı Devleti hukuken sona erdirildi ve cumhuriyete geçiş sürecinde çok önemli bir adım atılmış oldu.

Konu Meclis'te görüşülürken, iktidardaki Birinci Grup ile muhalefetteki İkinci Grup saltanatın kaldırılması konusunda adeta birbirleriyle yarışmışlar, sonuçta saltanat oy birliğiyle kaldırılırken, hilafet makamı, siyasi gücü elinden alınmak şartıyla korunmuştur.

Saltanat kaldırıldıktan hemen sonra, 4 Kasım 1922'de son Osmanlı Hükümeti'nin başında bulunan Tevfik Paşa istifa etmiş ve İstanbul için de TBMM Hükümeti dönemi başlamıştır. Siyasi gücünün elinden alınmasına rağmen halifelik sıfatını koruyan Vahideddin İngilizlere sığınmış ve 17 Kasım da yurtdışına kaçmıştır. TBMM, ertesi gün, Abdülmecid Efendi'yi yeni halife seçmiştir.

Hiçbir siyasi yetkiye sahip olmayan Abdülmecid Efendi'nin halifeliği 16 ay kadar sürecek ve 3 Mart 1924'te halifelik makamı da kaldırılacaktır.

Kalıcı barış nasıl sağlandı?

Sultan Vahdettin saraydan ayrılarak Malaya gemisiyle 4 günlük yolculuk sonunda Malta ülkesine ayak basmıştı
Sultan Vahdettin saraydan ayrılarak İngilizlerin Malaya gemisiyle 4 günlük yolculuk sonunda Malta ülkesine ayak basmıştı.

24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması Türkiye'nin uluslararası camiada bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağladı. Konferans 20 Kasım 1922'de açıldı. Türkiye'nin Hariciye Vekili İsmet Paşa'nın başkanlığında bir heyetle katıldığı konferansa Türkiye dışında, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat Sloven devleti katılırken, Rusya ve Bulgaristan kendilerini ilgilendiren konularla ilgili görüşmelerde temsil edilecekti. ABD'ye ise gözlemci statüsü tanınmıştı. Bazı konularda kısa zamanda anlaşma sağlandı:

  1. Batı Anadolu kıyılarındaki adalar askerden arındırılacak, Gökçeada ve Bozcaada Türkiye'ye, 12 ada ise İtalya'ya bırakılacaktı.
  2. Türkiye'nin batısındaki Doğu Trakya sınırı Meriç Irmağı olacaktı.
  3. İstanbul'da yaşayan Rumlar ve Doğu Trakya'da yaşayan Türkler hariç, Türkiye'de yaşayan Rumlar ile Yunanistan'da yaşayan Türkler mübadele edilecekti.
  4. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında kıyıdan başlayarak 15 km'lik bir şerit askerden arındırılacak ve Boğazlar yabancı gemilerin serbest geçişine açık olacaktı, ancak savaş gemileri için sınırlamalar vardı.
  5. Türkiye-Suriye sınırı Türkiye ile Fransa arasında yapılan 1921'deki Ankara Antlaşması'ndaki haliyle kalacaktı.

Bu karşılık, bazı temel noktalarda derin görüş ayrılıkları ortaya çıktı: İngiliz heyeti Musul'un Türkiye'ye bırakılması ile Boğazların boşaltılmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Fransız heyeti Osmanlı borçlarının ödenmesini ve Osmanlı döneminde tanınan ayrıcalıkların sürmesini istiyordu. İtalya ise Türkiye'ye kabotaj hakkının tanınmasına karşı çıkıyor.

Görüşmeler 4 Şubat 1923'te kesildi. İki buçuk aylık aradan sonra 23 Nisan 1923'te görüşmelerin ikinci bölümü başladı. Türk heyetinin kararlı tutumu sonucunda, kapitülasyonların yeniden konması girişimi başarısızlığa uğratıldı. Türkiye'ye kabotaj hakkı tanındı. Türkiye'de yaşayan Müslüman olmayan azınlıkların dinsel, kültürel hakları konusunda da anlaşma sağlandı. Türkiye, Yunanistan'dan talep ettiği tazminattan vazgeçerken Kırkağaç bölgesi Türkiye'ye bırakıldı.

Konferans, Musul meselesi ile Osmanlı borçlarının ödenmesi sorunlarının çözümümün ileri bir tarihe bırakılması kararlaştırılarak 24 Temmuz 1923'te sona erdi. Aynı gün, Lozan Boğazlar Sözleşmesi de imzalandı.

TBMM'nin 23 Ağustos 1923 tarihli toplantısında Lozan Antlaşması onaylandı. Musul sorunu 5 Haziran 1925'da çözüme kavuşturulacak, Boğazların Lozan'da belirlenen statüsü 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanmasıyla değişecektir.

Türkiye Cumhuriyeti reform hareketi

Türkiye Cumhuriyeti reform hareketi / Halide Edip Adıvar
Halide Edip Hanım (Adıvar) İzmir'in işgali üzerine Türk Ocağı ve Karakol Cemiyeti'nin düzenlediği mitingde Türk milletini bir araya getirmişti

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla birlikte köklü bir reform hamlesi başlatıldı ve on yıl içinde, Türkiye'nin çehresi tamamen değişti. Bu reform paketi, devleti, eğitimi, hukuku ve toplumsal yapıyı laikleştiren, dini simgeleri kaldırarak yerlerine Batı medeniyetinin simgelerini koyan bir paketti. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılmış, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilmiş, 3 Mart 1924'te halifelik kurumu ile Şeriye ve Evfak Vekaleti kaldırılmış, 20 Nisan 1924'te yeni anayasa yürürlüğe girmişti. Bu süreç, 11 Nisan 1928'de, Türkiye Cumhuriyeti devletinin dininin İslam olduğu hükmünün Anayasa'dan çıkarılmasıyla ve nihayet 5 Şubat 1937'de laikliğin bir ilke olarak Anayasa'ya girmesiyle tamamlandı. 25 Kasım 1925'te çıkan bir yasayla başta fes olmak üzere her türlü başlık yasaklandı ve memurların şapka giymeleri zorunlu hale getirildi.

30 Kasım 1925'te tarikatların dinsel tören, toplantı ve eğitim yerleri tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; türbedarlıklar ve şeyhlik, müritlik, dervişlik gibi unvanlar yasaklandı. 3 Aralık 1934'te de dini giysilerin toplum içinde kullanımı yasaklandı. 21 Haziran 1934'te bütün vatandaşların soyadı kullanmaları zorunlu hale getirildi. 26 Kasım 1934'te bütün geleneksel unvanlarla, savaşta alınanlar dışındaki madalya ve nişanların kullanımı yasaklandı.

"Geleneksel"in yerini "modern"in alması sürecinde 26 Aralık 1925'te saat ve takvim, 20 Mayıs 1928'de rakamlar değiştirildi. Bunları 1 Kasım 1928'de Arap harflerinin yerine Latin harflerine dayalı yeni alfabenin kabul edilmesi izledi. Bu önemli reforma paralel olarak 1 Ocak 1929'dan itibaren halkın yeni harfleri öğrenmesini sağlamak amacıyla Millet Mektepleri açıldı ve ülke genelinde okuma-yazma seferberliği başlatıldı.

Avrupa'dan hukuk yasaları

Atatürk tüm reformların yakın takipçisi olurken, özellikle gençlerin adapte olmasını kolaylaştırmaya çalışacaktı
Atatürk tüm reformların yakın takipçisi olurken, özellikle gençlerin adapte olmasını kolaylaştırmaya çalışacaktı

26 Mart 1931'de kabul edilen ölçüler kanunuyla, geleneksel ağırlık ve uzunluk ölçü birimleri olan okka, dirhem, arşın, endaze ve kulacın yerini metre, gram, litre gibi ölçü birimleri aldı. Bu sayede uzunluk, hacim ve ağırlık ölçümlerinde ülkenin çeşitli yerlerinde kullanılmakta olan farklı ölçüm birimleri ulusal birimlerle değiştirilmiş oldu.

27 Mayıs 1935'te hafta sonu tatili cuma gününden pazar gününe alındı. En önemli konulardan biri olan eğitim alanındaki laikleşme 3 Mart 1924 tarihli "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" ile gerçekleştirildi. Eğitim ve öğretim birliğini sağlamak amacıyla çıkartılan bu yasayla bütün okullar Maarif Vekaleti'ne bağlandı ve bütün medreseler kapatıldı.

Hukuk alanında da çok kapsamlı reformlar gerçekleştirildi. 8 Nisan 1924'te eskiden Şeriye ve Evkaf Vekaleti'ne bağlı olan ve din yasalarını uygulayan Şeriye mahkemeleri kaldırıldı ve bu tür davaları görme yetkisi Adliye Velaketi'ne bağlı mahkemelere devredildi. 17 Şubat 1926'da Medeni Kanun, aynı yıl içinde arka arkaya Türk Ceza Kanunu Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kabul edildi. İsviçre'den alınan Medeni Kanun'la kişiler, aile, miras ve eşya hukuk alanlarında geçerli olan dine dayalı hukuk kuralları, yerini laik ve çağdaş hukuk kurallarına terk etti.

Yine İsviçre'den alınan Borçlar Kanunu'yla bu alan da laikleştirildi. Ceza Kanunu İtalya'dan, Ticaret Kanunu ise Almanya ve İtalya'dan alındı. Bu kanunları 1928'de Türk Vatandaşlığı Kanunu, 1929'da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve Deniz Ticaret Kanunu izledi. Böylece ilk on yılın sonunda çağdaş ve medeni bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak konusunda çok yol alınmıştı.

Cumhuriyet'in ekonomi politikaları

Atatürk nutkunda, başlangıçta konulmuş olan hedeflerin ne kadarının gerçekleştirebildiğini anlatır ve gelecek için umutlu bir bakış dile getirir
Atatürk nutkunda, başlangıçta konulmuş olan hedeflerin ne kadarının gerçekleştirebildiğini anlatır ve gelecek için umutlu bir bakış dile getirir. Buraya tıklayarak Spotify servisinden sesli olarak dinleyebilirsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında da dış dünyaya açık serbest ekonomi prensiplerini benimsedi. Bu ekonomik politikaların temeli Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı sıralarda, 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'nde atıldı. Pratik olmaktan çok sembolik bir önem taşıyan kongrede Türkiye'nin 1930'a kadar sürecek olan iktisadi politikalarının ana hatları çizildi.

Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa'nın başkanlığında toplanan kongreyi açarken yaptığı konuşmasında, önce, Osmanlı Devleti'nin çöküşünü yabancılara tanınan kapitülasyon tipi hukuki ayrıcalıklara bağladı. Ardından ''Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye hazırız" diyerek, bu tür ayrıcalıklara yeniden izin verilmemesi koşuluyla yabancı sermayeye davetkar bir tutum takındı.

İktisat Vekili Mahmut Esat Bey de konuşması sırasında "Yeni Türkiye muhtelit bir iktisat sistemi takip etmelidir. İktisadi teşebbüs, kısmen devlet ve kısmen teşebbüs-i şahsi tarafından deruhte edilmelidir" diyerek devlet girişimleri ile özel girişimlerin birlikte var olduğu bir karma iktisadi sistemi savundu.

Kongrede, genel olarak kalkınmacı, yerli ve yabancı sermayeyi ve piyasaya dönük çiftçiyi özendirici, ekonomik hayatın denetiminin "milli" unsurlara geçmesini koaylaştırıcı ve ılımlı bir korumacılığı öngören tezler ön plana çıktı. Liberal ekonomi Büyük Buhran'ın patlak verdiği 1929'a kadar sürdürüldü. Buhranın hemen ardından kısa süre içinde korumacı ve devletçi ekonomiye geçildi.

Atatürk'ün ölümünden 1 yıl sonra patlak veren İkinci Dünya Savaşı, böyle atlatılacaktı.

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın yıkıntıları üzerinde yükseliyor yazımız burada son buldu. Benzer içerikler için: https://2ladd.com/k/tarih-kultur/