Kategoriler
Tarih & Kültür

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi ve laikliğe geçiş

Abone Ol 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi hakkında detaylı bir yazı hazırladık. Son yıllarını içte ve dışta zorlu mücadelelerle geçiren imparatorluk çökerken, inanılmaz bir mücadeleyi kazanan çağdaş ve laik bir devletin önü açılıyor. Şimdi Genç Türkiye devletinin kurulduğu günlere geçelim.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi

Lider Mustafa Kemal 28 Ekim 1923 akşamı yakın çalışma arkadaşlarını Çankaya'da akşam yemeğine davet etti. Yemekte, günün önemli konuları hakkında herkes fikrini söylüyor, sohbet giderek koyulaşıyordu. Gündemdeki konulardan biri de elbette hükümetin bir gün önceki istifaydı. Yeni hükümette yer alacak isimler hakkında fikirler belirtiliyor, Paşa onları dinliyordu. Nihayet Mustafa Kemal kimilerinin beklediği kimilerinin beklemediği açıklamayı yaptı: "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz!" Ertesi gün Meclis açıldığında 1921 Anayasası'nın birinci maddesine "Türkiye devletinin şekl-i hükümeti cumhuriyettir" ifadesi eklendi ve Türkiye'de cumhuriyet resmen ilan edildi. Böylece 600 yıllık Osmanlı Devleti yerini, laik ve modern bir ulusal devlete bırakıyordu.

Gerçekten de Birinci Dünya Savaşı'nın ardından 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütakeresi'ni izleyen beş yıl içinde olaylar baş döndürücü bir hızla gelişmişti: Ülkenin işgale uğraması, Ankara'da TBMM'nin açılması, ulusal güçlerden düzenli bir ordu kurulması, işgalci güçlere karşı Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması, saltanatın kaldırılması, Lozan'da kalıcı bir barış antlaşmasının imzalanması ve nihayet 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan edilmesi.

Mütakerenin imzalanmasından 23 Nisan 1920'den Ankara'da TBMM açılmasına kadar olan dönemde ülkenin her tarafında toplanan kongrelerde yerel ve bölgesel kurtuluş çareleri arandı. Sonra bütün bu güçler TBMM çatısı altında tek bir merkezde toplandı ve Kurtuluş Savaşı Mustafa Kemal'in başkanlığındaki bu meclisin yönetimi altında gerçekleştirildi. Meclis aynı zamanda birbiri ardına çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlarla yeni Türkiye'nin temellerini attı.

Kurtuluş Savaşı üç cephede yapıldı. Batı Cephesi'ndeki savaşlar Yunanlıların 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkmalarının ardından başladı ve 1922 yılının eylül ayına kadar sürdü. Güney Cephesi'ndeki savaş 1920 yılı boyunca 1921 yılının başında Fransızlarla yapıldı, 1921 yılının son baharında yapılan Ankara Antlaşması'yla sonuçlandı. Ülkenin batı ve güneyindeki bazı yöreleri işgal eden İtalyanlar buralardaki Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesine herhangi bir zorluk çıkartmadılar. Temmuz 1921 tarihinde İtalyanların buralardan çekilmesiyle İtalya'yla sorun halledildi. Doğu Cephesi'nde ise 1920 sonbaharında Ermenistan'la savaşıldı. Bu savaş 1920 sonu ve 1921 yılı içinde yapılan Gümrü, Moskova ve Kars antlaşmalarıyla sona erdi.

İLGİLİ:  Dünyanın en mutlu ve mutsuz ülkeleri: Türkiye ne durumda?

Dört taraflı kuşatma

Sovyetler Birliği ile imzalanan dostluk antlaşması savaşın sonuçlarını büyük oranda etkiledi / Moskova Antlaşması
Sovyetler Birliği ile imzalanan dostluk antlaşması savaşın sonuçlarını büyük oranda etkiledi

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM açıldığında askeri açıdan çözüm henüz uzaktı. İstanbul'daki işgal sürmekteydi. Batı Anadolu'da İzmir ve çevresinde Yunan güçleri ilerliyordu. Doğu Anadolu'da henüz önemli bir çatışma söz konusu değildi. Güneyde ise Fransızlar, Adana, Kozan, Osmaniye, Tarsus, Mersin ve Pozantı'yı Suriye ve Mısır'dan getirdikleri Ermeniler yardımıyla işgal etmişti. Bunlara ek olarak, Maraş, Antep ve Urfa'ya da, daha önce buraları işgal eden İngilizlerin 1919 sonbaharında çekilmeleri üzerine Fransızlar yerleşmişti. Ancak milis güçlerinin aralıksız taciz ettiği Fransızlar Meclis açılmadan Maraş ve Urfa'yı terk etmek zorunda kalmışlardı.

TBMM açıldıktan sonra temmuz ayı sonuna kadar, Yunanlılar Salihli, Akhisar, Alaşehir, Balıkesir, Bandırma, İznik, Bursa ile Trakya'nın tamamını ele geçirdi. Türk ve Yunan birlikleri 1921'in ocak ve mart aylarında İnönü'de iki kez karşılaştılar. İnönü Savaşları olarak bilinen bu savaşların her ikisinde de Yunanlılar Miralay İsmet Bey'in (İnönü) komuta ettiği birlikler karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.

Doğu Cephesi'nde, Türk ordusu 18 Eylül 1920'de Ermenistan'a karşı saldırıya geçti; Kars, Sarıkamış ve Gümrü'yü aldıktan sonra 3 Aralık 1920'de Ermenilerle Gümrü Antlaşması imzalandı. 16 Mart 1921'de Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında Moskova'da bir dostluk antlaşması imzalandı. Doğudaki barışını son halkalarını, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'la 1921'de imzalanan 1921'de imzalanan Kars Antlaşması ile 1922'de Ukrayna'yla imzalanan dostluk antlaşması oluşturdu.

Güney Cephesi'nde Fransızlara karşı direniş milis güçleriyle sürdürüldü ve sorun diplomatik görüşmelerle sona erdi. Milis güçlerinin baskılarından yorulan ve bu arada İngilizlerle arası açılan Fransızlar, Suriye'yle yetinmeyi tercih etti ve 20 Ekim 1921' Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Türkiye'nin güney sınırı belirlenmiş oldu.

İLGİLİ:  Türkiye: Tarihi, coğrafyası, iklimi, ekonomisi ve yönetimi

Yunanlılar çekiliyor

Büyük Taarruz / Battle of Dumlupinar Mustafa Sururi Taylan, 1929
Büyük Taarruz / Battle of Dumlupinar, Mustafa Sururi Taylan, 1929

Batı'daysa Yunan Ordusu 10 Temmuz 1921'de kesin sonuç almak amacıyla Bursa ve Uşak yörelerinden yeniden saldırıya geçti. 25 Temmuz'a kadar aralıksız 15 gün süren çarpışmalar sonucunda Türk ordusu büyük kayıplar vererek Sakarya'nın doğusuna çekildi. Durumun kritikleşmesi üzerine TBMM Mustafa Kemal Paşa'yı olağanüstü yetkilerle donatarak başkumandanlığa getirdi. Bu kararın hemen ardından Kurtuluş Savaşı'nın önemli bir dönüm noktasını oluşturan Sakarya Savaşı kazanıldı. 23 Ağustos 1921'de başlayan çarpışmalar çarpışmalar 5 Eylül'e kadar aralıksız sürdü. Yunan ordusunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilişi 13 Eylül'e kadar sürdü. Savaşın kazanılmasıyla, tehlike bertaraf edilirken, 19 Eylül'de TBMM Mustafa Kemal Paşa'ya gazili unvanı ve mareşal rütbesi verdi.

Sakarya Savaşı'ndan sonraki bir yıl boyunca Türk ve Yunan orduları mevzilerinde kaldılar. Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türk ordusu Yunan ordusuna karşı büyük bir saldırı başlattı. 30 Ağustos günü Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat yönettiği Başkumandanlık Meydan Savaşı sonucunda Batı Anadolu adım adım Yunan işgalinden temizlendi. Türk ordusu 9 Eylül'de İzmir'e girdi ve Anadolu'daki son Yunan askerleri 18 Eylül'de Erdek'ten çekildi.

3 Ekim 1922'de TBMM hükümeti adına İsmet İnönü'nün başında olduğu Türkiye heyeti Mudanya'da, Fransa, İngiltere ve İtalya temsilcileriyle ateşkes koşullarını görüşmek üzere bir araya geldi. 11 Ekim 1922'de imzalanan ateşkes antlaşmasıyla Kurtuluş Savaşı fiilen sona erdi.

Kurtuluş Savaşı kazanılıp ateşkes sağlandıktan sonra sıra barış antlaşmasının yapılmasına geldi. Lozan'daki barış görüşmeleri başlamadan önce 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı ve Osmanlı Devleti hukuken sona erdi. Çetin görüşmelerin ardından 23 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalandı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi ve laikliğe geçiş
Atatürk tüm devrimleri bizzat yerinde inceliyordu

Cephelerde savaş sürerken TBMM'de birbiri ardına çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlarla yeni devletin temellerini atmaktaydı. Rejimle ilgili en önemli adım 20 Ocak 1921'de kabul edilen Anayasa'yla atılmıştı. Bu anayasa, millet egemenliği ve ile yasama organı arasında özdeşlik ilişkisi, yasama ile yürütme arasında vekalet ilişkisi ve yürütme ile bürokrasi arasında bağımlılık ilişkisi kuran demokratik bir içeriğe sahipti. Birinci maddede egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, yönetim usulünün, halkın doğrudan doğruya ve fiili olarak kendisini yönetmesi esasına dayandığı belirtiliyordu. Yani, adı konmadan cumhuriyet esası benimsenmekteydi. İkinci maddeyle yasama ve yürütme yetkisi meclise veriliyor, üçüncü maddede Türkiye devletinin TBMM tarafından yönetildiği ve adının TBMM Hükümeti olduğu belirtiliyordu. Barış antlaşması imzalandıktan sonra sıra bu rejimin adını Anayasa'ya resmen koymaya geldi. Mustafa Kemal Paşa 22 Eylül 1923'te Wiener Neue Freie Presse muhabirine bir demeç vererek cumhuriyet kelimesini ilk defa kamuoyu önünde açıkça deli getirdi. Demecinde, 1921 Anayasası'nın ilk iki maddesini hatırlattıktan sonra "Bu iki maddeyi bir kelimede hulasa etmek kabildir: Cumhuriyet!" diyerek Cumhuriyet'in resmen ilanı sürecini başlattı.

İLGİLİ:  İran, Türkiye dahil birçok ülkeye siber saldırılar düzenliyor

23 Ekim'de İkinci Ordu Müfettişiliği görevine atanmak isteyen Ali Fuat Paşa'nın (Cebesoy) TBMM ikinci başkanlığından istifasıyla çıkan siyasi buhran cumhuriyetin ilanı sürecini hızlandırdı. Halk Fırkası Meclis Grubu, Mustafa Kemal Paşa'nın denetimi altındaki parti yönetiminin gösterdiği adayları desteklemedi ve Meclis ikinci başkanlığına Rauf Bey (Orbay) seçildi. Partinin Meclis grubunun bu tavrı üzerine Vekiller Heyeti 25 Ekim'de Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında toplandı.

Toplantıda vekillerin tümünün istifası ve yeni seçilecek Vekiller Heyeti'nde hiçbirinin görev almaması kararlaştırıldı. 27 Ekim günü vekillerin istifası Meclis'te okunduktan sonra yeni bir Vekiller Heyeti oluşturma çalışmalarına başlandı. Oluşturulan listeler üzerinde görüş birliği sağlanamayınca kriz daha da derinleşti. Nihayet 29 Ekim 1923'te bir anayasa değişikliğiyle Cumhuriyet ilan edildi ve kriz radikal bir biçimde çözüldü. Aynı gün yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa toplantıda hazır bulunan 158 milletvekilinin oylarıyla cumhurbaşkanı seçildi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi ve laikliğe geçiş yazımız burada son buldu. Benzer içerikler için: https://2ladd.com/k/tarih-kultur/