Carl Linnaeus kimdir? Doğayı isimlendiren bitki bilimci

”Tüm düşünceler tek bir şeyle ilgili olduğunda ve kişi diğer şeylere ilgisini kaybettiğinde melankoli başlar.”

Carl Linnaeus pek çok açıdan 18. yüzyılda İsveç bilimi için bir sembol olmuştu. İsveç'in yeni bilimsel gelişiminin öncülerinden biri olmakla kalmıyor, uluslararası çapta da çok iyi tanınıyor ve dolayısıyla ülke, bilim insanlarının ilgisini çekiyordu. Hayatının ilerleyen yıllarında asalet unvanına kavuşsa da, mütevazı köklerden geliyordu.

Carl Linnaeus kimdir?

Carl Linnaeus 23 Mayıs 1707'de güney İsveç'te Smaland kırsalında rahip ve çiftçi bir ailede doğdu. Küçük köy cemaatinin papazlığını yapan amatör botanikçi babası Nils sayesinde Carl kısa zamanda çiçek ve bitkilerle ilgilenmeye başladı. Lisede geçirdiği yıllardan sonra 1727'de Lund Üniversitesi'ne geçti, ama sadece bir yıl sonra Uppsala Üniversitesi'ne kaydolmaya karar verdi. Tıp eğitimi almak istiyordu ama onu en çok etkileyen, tıpta önemli rolü bulunan botanikti.

Bu disiplinin karmaşık ve düzensiz olduğunu gördü. Yurt dışına yaptığı yolculuklar ile yeni bitkiler hakkındaki bilgisi hızla artıyordu. Aristoteles, Andreas Caesalpinus, Caspar Bauhin ya da Joseph Pitton de Tournefort gibi yakın tarihli sistematikçileri örnek almaya çalışsa da, her zaman bir takım sorunlar vardı. Bazı doğa bilimcileri bitkileri renklerine göre, bazıları büyüklüklerine göre, bazıları yaprak ve meyvelerine göre ayırıyordu. Linnaeus da sonunda kendi sistemini kurma fikrini benimsedi.

Alman Rudolf Jacob Camerarius ve Fransız Sebastien Vaillant'tan bitkilere cinsiyet bağışlandığını öğrendi; polenlerin yer aldığı stamen, erkek üreme organlarının, yumurtalığın yer aldığı pistil ise dişi üreme organlarının dengi kabul edilebilirdi. 1729'un sonunda Linnaeus İsveççe kısa bir makale kaleme almıştı ama başlığı Latinceydi; "Praeludia sponsaliorum plantarum" (Bitkilerin üremesinde ön hazırlık). Daha sonra yeni gözlemlerine dayanarak daha da ileri gidecekti.

O sıralarda Uppsala'nın botanik profesörü yaşlanmıştı. Linnaeus öğrencilere ders verme ve kısa gezilere çıkma işini üstlenmişti. 1732 yazında, Lapland'a bir gezi yaptı ve geziye dair görüşlerini daha sonra Iter lapponicum adıyla yayımladı. 1811 yılında İngilizce ve 1889 yılında İsveççe basıldı. İsveç'te tıp doktoru olmak için yurtdışı eğitim gezisi yapmak ve yabancı bir üniversiteden doktora almak şarttı. Linnaeus 1735'te bu gezi için yola çıktı, Hamburg ve Amsterdam üzerinden Hollanda'daki küçük üniversite kasabası Harderwijk'e vardı ve ateş üzerine yazdığı teziyle doktora derecesini aldı.

Sonrasında hem zamanının en seçkin tıp uzmanı Herman Boerhaave hem de saygın botanikçi Johann Friedrich Gronovius ile buluşmak için Leiden'e gitti. Linnaeus şans eseri, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'nin zengin yöneticisi George Clifford'un Leiden ve Haarlem arasındaki Hartekamp malikanesinde iş buldu. Burada Cliford'un bahçesi, kütüphanesi ve bitki koleksiyonunun sorumluluğunu üstlenerek iki yıl geçirdi.

Homo Sapiens'i de içeren sınıflandırma sistemi

Linnaeus'un 1729 tarihli ''Praeludia sponsaliorum plantarum'' adlı makalesinin özgün el yazmaları / Carl Linnaeus
Linnaeus'un 1729 tarihli "Praeludia sponsaliorum plantarum" adlı makalesinin özgün el yazmaları

Linnaeus'un Hartekamp'da araştırmaları yoğun ve coşkuluydu. İsveç'ten getirdiği çok sayıda el yazması üzerinde çalışıyor ve bunları yayımlatıyordu. Aşikar yeteneği, hamilerinin ve destekçilerinin birbirleriyle rekabet etmelerine yol açıyor, hem Gronovius hem de Clifford tarafından gerek maddi gerek manevi açıdan destekleniyordu. Bu dönemde yayımlanan en önemli metni 1735'in sonlarında basılan Systema naturae'dır. Katlanmış büyük tabaka kağıtlarla tablolar halinde doğayı üç aleme bölüyordu: Mineral alemi (regnum lapideum), bitkiler alemi (regnum vegatabile) ve hayvanlar alemi (regnum animale). Linnaeus dört ayaklı hayvanların en üstüne insanı, –kendisinin yarattığı terimle Homo Sapiens'i yerleştirdi.

Böyle bir öneri elbette zamanı için çok cüretkardı ve rahatsızlığa sebep verebilirdi. Linaeus savunmasında insanın da Yaradılışın bir parçası olduğu ve açıkça mineral ya da bitkiler değil, hayvanlar alemine ait olduğu cevabını verdi. Hem de insan türünü ırklara ya da varyantlara bölen ilk kişiydi. Böylece hiçbir zaman pürüzlerden kurtulamayan bir bilimse alanı, fiziksel antropolojiyi kurdu. Beş ırk olduğunu ileri sürdü: Amerikalılar, Avrupalılar, Asyalılar, Afrikalılar ve melezlerden oluşan, diğerlerinin yanı sıra Hotantoları yerleştirdiği "canavarımsılar". Dönem göz önüne alındığında ırklarla Avrupalıların en tepede, Afrikalıların en altta yer alması hiç şaşırtıcı değildi.

Ama Systema naturae'da ortaya konan alemler içerisinde en ünlüsü bitkiler alemidir. Özellikle bitkilerin eşey sistemlerini anlatmış, bu sistem Linnaeus sistemi diye bilinmiştir. Kitapta bitkilerin eşeyli yaratıklar olduğu görüşünden yola çıkarak, sistemini eşey organları, stamen ve pistil üzerine kurmuştu. Stamenleri sayarak ve düzenlemelerini belirterek bitkileri 24 gruba, yani sınıfa ve pistillerin dişicik tepelerini sayarak alt gruplara, yani takımlara ayırmıştır. Sınıflandırma, sınıflardan takım ve ailelere doğru inerek tür ile tamamlanır. İlk on sınıfta bir ile on arasında stamene sahip bitkiler yer alır; takip eden on üç sınıf farklı stamen düzenlemesine (örneğin iki uzun bir kısa) sahip bitkileri içerir. Yirmi dördüncü sınıf ise çiçeksiz bitkiler, cryptogamia sınıfıdır.

Carl Linnaeus ve eşeyli sistem

Hortus Cliffortianuıs adlıo eserinden Georg Dionysias tarafından ve Jan Wanealaar tarafından kazınmış nane ailesinden Kuzey Amerika'ya özgü Collinsonia canadensis bitkisini gösteren tabaka
Hortus Cliffortianuıs adlıo eserinden Georg Dionysias tarafından ve Jan Wanealaar tarafından kazınmış nane ailesinden Kuzey Amerika'ya özgü Collinsonia canadensis bitkisini gösteren tabaka

Bitkilerin evliliği üzerine gençken yazdığı makaledeki gibi, Systema naturae'da da Linnaeus, bitkilerin eşey hayatına dair canlı ve şiirsel açıklamalar yapar. İlk sınıftaki ilk çiçek tek eşlidir, sekizinci sınıftaki çiçeğin bir kadın ve sekiz erkekli zifaf odası vardır ve on dördüncü sınıfta bir kadın ve iki kısa ikisi uzun, dört erkek vardır, diye yazar. Bazıları bu açık sözlülüğünden rahatsız olmuştu. Yine de eşeyli sistemi kabul edildi ve büyük önem kazandı. Linnaeus'un botanikçilere ortak bir dil verdiğini söyleyebiliriz. Systema naturae Linnaeus hayattayken pek çok kez yeniden basıldı. Kendi elinden çıkan son basım 1766-68'deki 12. basımdır; o tarihte başlangıçtaki özgün 13 sayfa üç dilde genişlemişti. Linnaeus'un eşeyli sistemi bugün ileri düzey bilimde kullanılmasa da, halen temel el kitaplarında kullanımdadır. Linaneus sisteminin doğal grupları temsil etmesi değil, sadece tanılama için kullanılmasını amaçlamıştı. Hollanda'daki üç yıl boyunca üretkenliği inanılmaz boyutlardaydı. Systema naturae ve küçük işlerinin yanı sıra çoğu eşeyli sistemin uzantısı ve uygulamalarını da içeren sekiz geniş çalışma yayımladı.

Asli işini Hortis Cliffortianus isimli Clifford bahçesindeki çiçekleri etkileyici biçimde tanımlayarak yerine getirdi. Daha sonra kendi özgün işleri geldi. Fundamenta botanica (Botaniği Temelleri) adlı eserinde, sisteminin altında yatan bitkilerin türlere, takım ve sınıflara nasıl yerleştirileceği ve de tanımlanmasını belirterek mevcut yöntemi açıkladı.

Genera botanica (Botanik eleştirisi) türlerin adlandırılmasındaki kuralları sundu. Genera planturum (Genel bitkiler) o zamana kadar ilgilendiği tüm bitki ailelerini tanımlar, sınıflara ve takımlara ayırır ve Caesalpinus'dan kendisinkine kadar tüm botanik sistemleri anlatır. 1736 yazında İngiltere'ye masrafları Clifford tarafından karşılanan bir gezi fırsatı bulması da önemlidir. Londra'da Kraliyet Cemiyeti'nde Newton'dan sonra başkanlığa oturmuş Sir Hans Sloane ve Oxford'da Alman botanikçi Johann Jakob Dillenius ile tanışmıştı.

Linnaeus Haziran 1738'de İsveç'e döndü ve bir daha ülkeden ayrılmadı. Stockholm'e yerleşerek tıp doktorluğu yaptı. 1741 yılında Uppsala Üniversitesi'nde profesör oldu ve saray hekimliğine atandı. 1758 yılında Uppsala dışındaki Hammarby çiftliğini satın aldı. 1762 yılında von Linne adıyla soyluluk unvanı verildi.

Doğal dünyayı adlandırma

Doğa bilimleri tarihinin en büyük eserlerinden Systema naturae
Doğa bilimleri tarihinin en büyük eserlerinden Systema naturae

Eğer Systema naturae'deki eşey sistemi Linnaeus'un ilk büyük başarısıysa, ikincisi bitkilerin türleri ile ilgilenen 1751 tarihli modern botanik adlandırmanın başlangıç noktası kabul edilen Species plantarum (Bitkilerin türleri) olmalıdır. Yaklaşık 8000 türü, o zamana kadar bildiği tüm bitki türlerini içine alır. Nasıl kaydedilecekleri de bir o kadar önemlidir. Burada Carl Linnaeus tüm türler için ikili adlandırma sisteminin yani bir ön adın ve soyadının kullanılmasını önerir. Daha önceden türlere bir aile ismi veriliyor ve bunu uzun bir tarif takip ediyordu. Artık Linnaeus sadece iki kelimeyle bir bitkiyi açıkça tanılayabiliyordu. İlki yani, soyadı cinsi, ikincisi türü belirtiyordu; örneğin Sinapis arvencis yabani hardaldır.

İsimler tesadüfen verilmemişti. Cins adları genellikle ünlü bir botanikçinin adına bağlıydı. Örneğin Linnaeus'un meslektaşı Gronovius İsveç'te yaygın, sıradan bir bitkiyi Linnaeus'a ithafen Linnea borealis diye isimlendirmişti, borealis ise kuzey anlamına geliyordu. Linnaeus bu seçimi uygun buldu, çünkü kendisi de çiçek gibi "alçakgönüllü ve gösterişsizdi" – ama belki tüm meslektaşları onunla bu konuda hemfikir değildi.

Üçüncü önemli katkısı bitkileri tanımlama şekliydi. Farklı türleri çok daha açık şekilde tarif etti ve bitkileri tanılamaya yarayan kısımlar için de belli bir terminoloji sundu. Küçük ayrıntıları kolayca fark eden keskin gözleri vardı; tanımları her zaman belirgin, özlü ve açıktı, birkaç kelimeyle esasları anlatıyordu. Linnaeus sınıflandırma tutkusunu uç boyutlara taşıdı. Bazıları doğanın yapısının bunun sonucunda soyut bir modele, bir tür kurumsallaşmaya indirgendiğini düşündü. Özellikle Fransız meslektaşları Comte de Buffon ve Michael Adanson eleştiren yaklaşıyordu. Buffon bilimsel bir sınıflandırmanın aslında imkansız olduğunu, bitkisel ve hayvanlar aleminin iki tarafta da yer alabilecek formlar içerdiğini ve keskin sınırlara ayrılamayacağını iddia ediyordu.

İnançta zemin bulan bilim

Carl Linnaeus sonradan Peloria olarak adlandıracağı bu çiçeğin üstüne bir süre düşünmek zorunda kaldı. Çünkü bitki bir melezdi ve buna ikna olması zaman aldı
Carl Linnaeus sonradan Peloria olarak adlandıracağı bu çiçeğin üstüne bir süre düşünmek zorunda kaldı. Çünkü bitki bir melezdi ve buna ikna olması zaman aldı

Linnaeus'un doğa görüşü dini inançlarında temellenmişti. Ona göre, Evrenin sabit bir yapısı vardı. Türler sabit ve değişmezdi. Türlerin sayısı yaradılıştan beri aynıydı. Tanrı tüm türleri tamı tamına şimdiki biçimlerinde yaratmıştı. Bu yaradılış eyleminden sonra her şey doğal yollarla tohumdan ya da yumurtadan çıkıyordu. Carl Linnaeus sık sık "omne vivum ex ovo" deyişini alıntılardı, "tüm yaşam yumurtadan gelir". Bu sözler onun primordial soup (ilkel çorba) fikrini ya da bazı sineklerin hayvan leşlerinden türediği inancını kabul etmediğini gösteriyordu. Ama bir süre sonra Linnaeus türlerin sabitliği fikrini sorgulamak zorunda kaldı.

Poleria ismini verdiği yeni bir bitki gördü, önce bu bitkinin Linaria vulgaris'in bozunmuş bir örneği olduğunu düşündü. Fakat daha sonra melez olduğunu anladı, yani iki tür arasındaki çaprazlamanın sonucuydu. Kafası karışmış halde, 1744 tarihli bilimsel incelemesinde bitkiyi Peloria diye tanımladı ve sınıflandırma sistemine neden uymadığını açıklama girişiminde bulundu. Melezliğin bir olgu olduğunu kabul etmek zorunda kaldığından, bir ailedeki tüm türlerin aynı ana-biçimden geldiğini düşündü.

Sistemindeki açık akademik usule rağmen Linnaeus hiçbir zaman doğadan uzak, koltuk düşünürlerinden olmadı. Kimse doğanın güzelliğini onun gibi tarif edemezdi; kimse Yaratan'ın yakınlığını onun gibi kutlayamazdı. Klasik kabul edilen metinlerinde "böceklerin fevkaladelikleri", "Doğanın tatlılığı" ve "Doğa karşısında duyulan hayranlık" vardır. Tanrı yaradılışın her yerindeydi ve bilim insanı bunu göstermekle yükümlüydü. Carl Linnaeus böylece Aristoteles'in "doğanın zinciri", catena naturae fikrini takip ediyordu; Yaradılıştaki her şey en tepede melekler, insan, hayvan, bitkiler ve en aşağıda cansız maddeler şeklinde düzenlenmişti. Yaradılışta boşluklar yoktu: Car Linnaeus şöyle açıklıyordu: "Doğa sıçramalar yapmaz."

Doğa ekonomisi

Oeconomia naturae
Oeconomia naturae (Doğanın ekonomisi)

İlahi Düzen başka bir şekilde, bir tür denge durumu ile de tarif edilebilirdi. Carl Linnaeus 1749'da basılan Oeconomia naturae (Doğanın ekonomisi) adlı çalışmasında bunu ele alıyordu. Tüm canlılar yaşamak için birbirlerine bağımlıdır. Bir bireyin yenilmesi ve ölümü daima başka birine yarar. Olan "her insanın her insana karşı savaşıdır". Linnaeus bu yüzden toplumlarda savaşların en kalabalık alanlarda çıktığına ve böylece nüfusun artışını sınırlandığına inanıyordu.

Düzen ve denge doğada pek çok şekilde gözlenebilirdi. Linnaeus asla bitkilerin ve hayvanların coğrafik dağılımını tekrarlamaktan vazgeçmedi. Faklı yaşam biçimleri farklı çevreler gerektiriyordu. Tanrı dünya üzerinde tüm yaratılanların tatmin olabileceği farklı iklimler ve ortamlar kurmuştu. Bu nedenle Carl Linnaeus farklı bitkiler ve bunların hayatta kalmak için özel koşulları talep etme düşünceleriyle şimdi ekolojik düşünme dediğimiz şeyin öncüsü kabul edilebilir.

Linnaeus'un başka ilginç bir tarafı, yaygın halk inançlarına ve mistisizme yönelik ilgisiydi. Akılcılıkla aydınlanmış inancın Avrupa'ya yayıldığı 18. yüzyılın ortalarında yaşadıysa da, Linnaeus kimi açılardan çok eski kafalı olabiliyordu. Örneğin kırlangıçların kışları denizin dibinde geçirdiğine inanıyordu, ama asla bir kırlangıcı su altına koyarak deneyler yapmadı. Numerolojiye ve insanların yedi yaşında çocuk süt dişlerini kaybeder, on dördünde ergenliğe girer diye giden her biri yedi yıllık on iki dönemden geçtiği fikrine sıcak bakardı.

Carl Linnaeus ve "havarileri'

Linnaeus hayvanlar aleminden çeşitli canlılar üzerinde de bir inceleme yazmıştı. Bunların içerisinde sadece şempanzeler ve orangutanlar değil, mağara insanı ve kuyruklu insan gibi bir takım hayvanlar da vardı. Elbette Linnaeus bu fantezi yaratıkları hiç görmemiş, sadece onlardan bahsedildiğini duymuş ya da okumuştu. Ancak bu onlara dair resimler yayımlanmasına engel olmadı. Linnaeus insanı hayvanlar alemine yerleştirerek akılcı bir bilim insanı gibi davranırken, bir yandan da batıl halk inançlarına inanıyordu.

Linnaeus'un öğrencileriyle özel bir ilişkisi vardı. Onlara bakar, onlar hakkında sevecenlikle konuşur ve ender bitkileri bulmaları için dünyaya gönderdi. Onlara "havariler" derdi. Yaratılmış dünya hakkında, en çok da tüm bitki ve hayvanlara dair mümkün olduğunca çok şey öğrenme arzusu vardı. Havarilerini kuzeyde İzlanda'dan güneyde Avustralya'ya, doğuda Japonya'dan batıda Amerika'ya dünyanın her köşesine yolladı. Bulduklarını yurtlarına, Uppsala'daki Ustalarına getirdiler; ona mektuplar ve raporlar yazdılar, bulgularını bilim dergilerine ve kitaplarında yayımladılar.

Carl Linnaeus yetişkinlik yıllarında Avrupa'ya bile gitmedi ama havarileri vasıtasıyla dünyanın her köşesinde doğayı incelemeye devam etti. Hayatının son dört yılında Linnaeus kendisini yarı-felçli bırakan iki inme nedeniyle hiçbir bilimsel çalışma yapamadı. 71 yaşında, zamanı için oldukça geç bir yaşta, Uppsala'daki evinde öldü.

Carl Linnaeus kimdir? Doğaya isim veren bitki bilimci yazımız burada son buldu. Benzer içerikler için: https://2ladd.com/k/bilim-teknoloji/