Kategoriler
Tarih & Kültür

Demokrasinin temel ilkeleri ve yönetim sistemleri

Bugün dünyada uygulanan demokratik yönetim sistemleri birbirinden çok farklıdır. Ama işleyen bütün demokrasiler insan haklarını, güçler ayrılığını ve her yurttaş için oy hakkını öngören temel ilkelere dayanır. Siyasal karar alan çeşitli organlar belirli bir süre için seçilirken, devlet kurumlar yasama ve yargı erleriyle kısıtlanır. Bu tip bir sistem sosyal çıkarların serbestçe gelişimine fırsat verir.

Temel haklar ve güçler ayrılığı

Demokrasi, yönetimin yurttaşlarca belirlenmesi düşüncesinden doğar. Ancak yurttaşların siyaseti etkileme gücü hiçbir kuralla bağlı olmadıkları anlamına gelmez. Bütün yurttaşlar devletin aldığı kararlara uymak zorundadır ve işlenen suçlar devletçe kovuşturulur. Bir demokraside devlet gücünün kötü kullanılmasını önleyen iki ana ilke vardır. Bunlardan biri iktidarın farklı erklere bölünmesini sağlayan güç ayrılığıdır; diğeri ise özgürlüğe ilişkin temel hakların yasalarla güvence altına alınması ve bunların özünde çiğnenmesine karşı her bireyin korunmasıdır.

Bireysel haklar

Her kişi korunması gereken bireysel haklara sahiptir; bu anlayışın kökleri Aydınlanma Çağı'na iner. Özgürlük ve eşitlik sağlayan soyut insan hakları modern demokratik anayasalarda kural olarak bütün yurttaşlara tanınmış somut temel haklar biçiminde açıkça güvence altına alınır. Bu temel haklara uyulması siyasal bakımdan tarafsız mahkemelerin yasal edimleriyle sağlanır.

Her demokrasi temel haklara dayanır. Öncelikle, temel haklar yurttaşın kendisini devlete karşı savunma hakkını yansıtır ve ayrıca devletin siyasal yaşamına katılma hakkını güvence altına alır. İşleyen bir demokraside devletin bütün kararları anayasaya tabidir. Sonuç itibariyle, meşru bir demokratik yönetim sistemi özgürlüğe ilişkin bireysel hakları korur.

Güçler gengesi

Baron de Montesquieu 1748'de ''Yasaların Ruhu'' adlı eserinde güçler ayrılığı sistemini ilk kez ortaya koydu
Baron de Montesquieu 1748'de "Yasaların Ruhu" adlı eserinde güçler ayrılığı sistemini ilk kez ortaya koydu

Demokratik anayasalarda iç içe geçmiş güçler ayrılığı ilkesi devlet yapısında bu yurttaş özgürlüklerini güvence altına almaya ve iktidarın tek merkezde toplanması tehlikesini önlemeye yöneliktir. Devletin üç ana işlevi olan yasama, yürütme ve yargı işlevi olan yasama, yürütme ve yargı erkleri ilke olarak birbirinden bağımsız olan ve diğerlerinin anayasal çerçevede kalmasını sağlayan ayrı devlet organlarına (parlamento, idare, mahkemeler) verilir. Başkanlık sistemine dayalı demokrasilerde bu erkler sıkı sıkıya birbirinden ayrılmıştır; ama görevlerini yerine getirirken karşılıklı denetim sistemiyle birbirine bağımlıdır. Parlamenter demokrasilerde yasama (parlamento) ve yürütme (idare) iç içe geçmiştir; denetim parlamentodaki muhalefetle, söz gelimi soruşturma komiteleri aracılığıyla uygulanır. Yargı ise iktidarı dengelemek açısından her ikisinden de bağımsız kalır.

BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

"Bütün insanlar onur ve haklar bakımından özgür ve eşit doğar." BM Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948'de ilan ettiği evrensel "İnsan Hakları Bildirgesi" böyle başlar. Bu metinle üye devletler yurttaşlık haklarının ve siyasal hakların (örneğin ifade özgürlüğü hakkı) yanı sıra her bireyin sosyal haklarını (örneğin çalışma hakkı) korumayı neredeyse oy birliğiyle benimsedi.

Yasal bakımdan bağlayıcı olmasına karşın, bildirge ülkeler üzerindeki siyasal ve ahlaki baskıyı arttırdı ve günümüzde devlet edimlerinin meşrutiyeti açısından insan haklarının tek örnek biçimde uyulan bir standart haline gelmesine katkıda bulundu.

Temel bilgiler

  • Temsili demokrasilerde kendilerini kimlerin yöneteceğine yurttaşlar karar verir.
  • Yurttaş katılımı demokrasinin niteliğini belirleyecek ölçüde can alıcı önem taşır.
  • Demokratik yönetim insan haklarını korumaya hizmet eder.
  • Demokratik devletler serbest piyasayı şu ya da bu ölçüde düzenleyici bir müdahalede bulunur.

Demokrasinin ilkeleri: Sivil toplum ve refah devleti

Demokrasinin ilkeleri yazı dizimiz devam ediyor. İlk yazımızda temel haklar ve güçler ayrılığını açıklamıştık. İstikrarlı bir demokrasi yurttaşların aktif katılımını gerektirir. Devlet organları demokratik düzeni korur ve ayrıca değişen derecelerde yurttaşlarına asgari ekonomik refah sağlar.

Hükümetin karar alma süreçleri üzerinde etkili denetim kadar önemli bir nokta şudur: Bir ülkedeki demokratik kültürün niteliği her şeyden önce aktif bir yurttaşlığa dayanır. Yurttaşlar sadece birkaç yılda bir seçimlerde oy atmakla kalmaz; siyasal partiler, dernekler, yurttaş gruplar ya da komiteler aracılığıyla günlük yaşamdaki çıkarlarını savunmaya da aktif biçimde katılır. Böylece yurttaşların dertleri ve sorunları kamusal düzeye taşınarak, demokratik kurumlar siyasal karar alma sürecini belirler.

ABD'dekine benzer federal yapılı bir devlet sistemi böyle bir sivil topluma elverir; çünkü karar alıcı makamlar olabildiğince dağıtılmıştır. Bu düzen ve yetki iktidarın önemli bir ölçüde merkezi hükümetten alınıp yerel birimlere verilmesini sağlar.

Sosyal-Siyasal dengeleme mekanizmaları

Sosyal-siyasal dengeleme mekanizmaları ve ekonomik özgürlük siyasal özgürlükten pek ayrılamaz. Öte yandan, serbest bir ekonomi demokrasiyi pekala tehlikeye düşürebilir. Yarattığı sosyal sosyal ve ekonomik dengesizliklerle, demokratik düzenin meşrutiyetini tartışmalı hale getirebilir.

İLGİLİ:  Demokrasinin temel ilkeleri: ABD'nin yönetim sistemi

Bu nedenle demokratik devletler serbest piyasa ilkesine düzenleyici bir yaklaşımla az ya da çok müdahalede bulunur. Örneğin, iş dünyasının belirli belirli çalışma, sağlık ve çevre standartlarına uyması zorunlu kılınır. İşsizlik, emeklilik ve sağlık sigortalarına dayanan kapsamlı bir güvenlik sistemi insanları aşırı sosyal risklerden korumaya yöneliktir. Olağanüstü durumlarda devletin sosyal refah düzeni, asgari bir ekonomi standardı güvence altına alır.

Bir devletin sosyal hizmetlerinin kapsamı sonuçta hükümetin siyasal yönelimine bağlıdır. Sözgelimi, sosyal demokrat yönelimli İskandinavya ülkelerinde yurttaşlara kapsamlı sağlık hizmeti sunma amacı gözetilirken, ABD gibi geleneksel liberal devletlerde devlet güvencesi altındaki sosyal güvenlik sistemi daha zayıftır. Böylece yurttaş kendisini sosyal risklere karşı koruma sorumluluğunu taşır.

Devletin egemenlik işlevleri

Demokratik devletin iki ana işlevi vardır: Mahkeme ve polis gibi devlet organlarını işlerliğini sağlamak; liberal anayasayı içeriden ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumak. Her şeyden önemlisi, toplumdaki antidemokratik güçlerden korunmayı bir demokraside düzenlemek güçtür. Devletin açık bir kamuoyu oluşturma sürecine kısmen müdahaleye ve temel hakları askıya almaya ne ölçüde başvurulabileceği tartışmalıdır.

Yüksek endişe

Özel görevlilere devletin iç ve dış güvenliği açısından önem taşıyan gizli bilgileri toplama ve siyasal karar alıcılara aktarma yetkisi verilir. Soruşturmalar esas olarak demokratik düzene karşı girişimlere önlemek için yürütülür; bu süreçte telefon ya da posta iletişiminin gizliliği gibi temel yurttaşlık hakları askıya alınabilir.

Demokrasilerde yetkilerin keyfi biçimde kötüye kullanılmasını önlemek açısından gizli polis örgütleri genellikle parlamentonun denetimini tabidir; ama istihbarat çalışmalarının açık yürütülmemesi nedeniyle bu denetimin etkililiği çoğu kez tartışmalıdır. 11 Eylül 2001 olayının ve bir dizi terör saldırılarının ardından, başta ABD olmak üzere birçok devlette güvenlik kurumlarının yetkileri büyük ölçüde genişletilmiştir.

Demokrasinin ilkeleri: Demokratik yönetimin temel biçimleri

Demokrasinin ilkeleri yazı dizimizin 3. bölümündeyiz. Birinci bölümde Temel haklar ve güçler ayrılığı, ikinci bölümde Sivil toplum ve refah devleti hakkında yazmıştık. Günümüz demokrasileri başkanlık sistemi ve parlamenter sistem olarak ikiye ayrılabilir. Halk birincisinde devlet başkanını, ikincisinde parlamentoyu seçer.

Temsili demokrasilerde halk sözgelimi eski Atina'da olduğu gibi siyasal konular için doğrudan oy kullanmaz. Bunun yerine anayasada öngörülmüş devlet organlarına seçilen temsilciler halk adına siyasal kararlar alır. Temsilcilerin kural olarak sadece kendi vicdanlarına karşı sorumlu olmalarına karşın, yeniden seçilmek için düzenli aralıklarla halkın karşısına çıkma gereği bir baskı yaratır.

Çeşitli temsili demokrasilerde esas olarak parlamento, idare ve devlet başkanı arasındaki ilişkiler açısından farklılık gösteren iki temel yönetim biçimi geliştirir.

Parlamenter demokrasiler

Parlamenter yönetim sisteminin geçerli olduğu Almanya da İtalya gibi ülkelerde, devlet başkanını seçen parlamento aynı zamanda onu istifaya zorlayabilir. Hükümet parlamentonun güvenoyuna bağlıdır; bu yapıya genellikle parlamento çoğunluğuyla yakın işbirliği eşlik eder. Hükümetin parlamentoda çoğunluğu yitirmesi halinde, devlet başkanı çoğu kez yeni parlamento seçimini isteme hakkına sahiptir. Yürütmenin başında esasen temsili ve törensel işlevleri yerine getirmek üzere seçilmiş bir cumhurbaşkanı ya da İngiltere ve Hollanda'da olduğu gibi bir hükümdar yer alır.

Başkanlık demokrasileri

ABD'dekine benzer başkanlık sistemlerinde, parlamento ya da yasama organı ile hükümet açık seçik birbirinden ayrılmıştır. Halkın doğrudan yürütmenin başına seçtiği kişi hem devlet başkanı, hem de hükümet başkanı işlevi görür. Yasama organından bağımsızdır ve onun oyuyla görevden alınamaz. Buna karşılık, o da yasama organını dağıtamaz. Birçok ülkede başkanlık ve parlamenter demokrasi unsurlarını barındıran karma bir yönetim biçimi vardır. Örneğin, Fransa ve Finlandiya'da doğrudan seçilen bir cumhurbaşkanı ve bir başbakan parlamentonun güvenoyuna bağlıdır ve hükümet yetkilerini paylaşır.

Doğrudan demokrasiler

Bütün temsili demokrasilerde yurttaşların doğrudan katılımının sınırlı biçimleri vardır. Özellikle federal yapılı devletlerde, yurttaşlar belirli bir konuya destek vermek üzere bölgesel düzeyde yeterli imza toplayarak parlamentoya bir yasa tasarısı sunabilir. Hükümet ve parlamento da önemli konularda referandum yoluyla halkın görüşüne başvurabilir; ama bu şekilde alınan kararlar hükümet için her zaman bir bağlayıcılık taşımaz.

Otoriter demokrasiler

1990'larda özellikle Afrika ve Asya'da, ayrıca Avrupa'nın bazı eski komünist devletlerinde (örneğin Rusya) teknik bakımdan demokratik sayılan, ama otoriter eğilimler taşıyan birçok yönetim sistemi ortaya çıktı. Serbest seçimlerin güvence altında alınmasına ve demokratik kurumlara yer verilmesine karşın, bu sistemlerde devletin yurttaşlık hakları müdahalesine karşı koruma ve iktidar üzerindeki denetim genellikle yetersizdir.

Çoğu zaman parlamento dışında canlı bir sivil toplumun gelişebileceği özgür demokratik yapılar yoktur. Basın özgürlüğüne genelde kısıtlamalar getirilebilir. Söz konusu devletlerin çoğu eskiden diktatörlüğe dayandığından, bu durumda gelişkin demokrasiye doğru kısa süreli bir geçiş aşamasını yansıtıyor olabilir.

Ek bilgiler:

  • Belirgin siyasal hoşnutsuzluk dönemlerinde daha doğrudan bir demokrasi isteği daha gür dile getirilir.
  • Özgür parlamenter, uygulamada çoğu kez parti disiplinine uyar.
  • İngiliz hükümdarlar parlamentoyu dağıtma yetkisini yüzyıllardan beri kullanmamıştır.

Demokrasinin temel ilkeleri: ABD'nin yönetim sistemi

Demokrasinin ilkeleri yazı dizimizin 4. bölümündeyiz. Birinci bölümde Temel haklar ve güçler ayrılığı, ikinci bölümde Sivil toplum ve refah devleti ve üçüncü bölümde Demokratik yönetimin temel biçimleri hakkında yazmıştık. ABD'deki yönetim sisteminin ayırıcı özelliği tek bir grup ya da kişide aşırı yetki toplanmasına karşı koymadır. Başkanın güçlü konumuna karşın, yönetim birçok omuza yüklenecek biçimde paylaşılmıştır.

İLGİLİ:  Demokrasinin ilkeleri: Sivil toplum ve refah devleti

ABD 50 eyaletten oluşan bir federal devlettir. Katı güçler ayrılığına dayalı bir cumhuriyeti öngören 1787 anayasası hala yürürlüktedir. Yürütme erki başkanın, yasama erki ise, Senato ve Temsilciler Meclisi'nden oluşan Kongre'nin elindedir; en yüksek yargı makamı ise Yüksek Mahkeme'dir. Her eyalet birçok alanda federal yönetimden bağımsız olarak kararlar alabilir. Eyaletlerin siyasal yapısı genelde federal devletinkiyle aynıdır; aradaki tek fark yönetimin başında doğrudan seçilen bir valinin yer almasıdır.

ABD'de başkanın gücü

ABD'de başkan federal düzeyde iktidarın odak noktasıdır. Başkan, yardımcısıyla birlikte dört yıllık bir dönem için seçilir. Yurtdışında ülkeyi temsil eder, dış politikayı şekillendirir ve tek başına uluslararası antlaşmalara varma yetkisini taşır. Anayasada öngörüldüğü gibi, silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır. Başında bulunduğu Beyaz Saray Ofisi, bütün siyasal alanlarda ona danışmanlık eder ve öneriler hazırlar.

Başkan ancak Kongre'nin mahkemeye verme kararıyla görevden alınabilir; bunun için anayasanın hangi hükümlerinin çiğnendiğinin kesin olarak saptanması gerekir. Ama başkanlık yetkilerinin kapsamı neredeyse sınırsız gibi görünür. Başkanın nüfuzu büyük ölçüde diğer yönetim erkleri karşısındaki girişkenliğine bağlıdır.

Kurumsal iktidar denetimi

Başkanın gücüne getirilmiş önemli bir sınırlama, resmen başında bulunduğu yürütme erkinin yapısına yatar. Her bir politika alanına ilişkin siyasal sorumluluk birçok farklı makama dağıtılmıştır; yetki alanlarıyla çoğu kez örtüşen bu makamlar sıklıkla karşıt siyasal hedefler izler. Bu durum başkanın büyün bu makamlar arasında eşgüdümü sağlayarak idaresini benimsetmesini güçleştirir.

Kongre yürütme erkine yetki verir ve para sağlar. Senato ve Temsiciler Meclisi'nden oluşan bu yasama organı tek başına yasa tasarılarını geçirir ve savaş açma yetkisini kullanabilir. Ayrıca antlaşmalar ancak yasama organının onayıyla yürürlüğe girer. Federal yönetim resmen Kongre'ye yasa tasarısı sunamaz; daha çok kendi adına inisiyatif üstlenip yasa tasarısı hazırlayacak temsilcilerin desteğine başvurur.

Başkan geçen bir yasayı veto edebilir; ama Kongre bir üst çoğunlukla bu vetoyu aşabilir. Federal yönetim girişimlerinin yasallığını denetlemek üzere soruşturma komiteleri kurulur. Özgür medya da yönetim içindeki yetki istismarlarını engellenmeye katkıda bulunarak önemli bir rol oynar.

Başkanlık seçimi yöntemi

ABD'de başkan çok aşamalı bir süreçte seçilir. Parti içindeki bir seçim kampanyasından sonra, partinin ulusal kurultayınca aday belirlenir. Halk aslında seçmenler kurulunda yer alacak kişiler için oy kullanır. Her eyalet Kongre'deki temsilci sayısı kadar seçmeni bu kurula gönderir. Çoğu eyalette seçmenler gayri resmi olarak kendi parti adayına oy vermek zorundadır.

Söz verdiği yükümlülükten sapanlar çok azdır. Bir eyaletin seçmen oylarının hepsi çoğunluğu kazanan adaya gittiğinden, 2000 seçiminde olduğu gibi, bir adayın ülke genelinde halk oyunun çoğunluğunu kazanmaksızın seçmen oylarının çoğunluğunu alıp başkan olması mümkündür.

Güçler ayrılığı açıklaması

ABD anayasası uyarınca üç yönetim erki bir karşılıklı denetim sistemiyle dengelenmiştir. Yasama organı ayrı eyaletlerin çıkarları arasında dengeyi sağlar. Senato her eyaletçe 6 yıl görev yapmak üzere gönderilen ikişer senatörden oluşur. Her 6 yılda eyalet yurttaşlarının oyuyla yeniden seçilir. Buna karşılık Temsilciler Meclisi'nin 435 sandalyesi eyaletlerin nüfus büyüklüğüne göre dağıtılır ve üyeler 2 yıllık bir süre için görev yapar.

Demokrasinin temel ilkeleri: İngiliz yönetim sistemi

Demokrasinin ilkeleri yazı dizimizin 5. bölümündeyiz. Birinci bölümde Temel haklar ve güçler ayrılığı, ikinci bölümde Sivil toplum ve refah devleti ve üçüncü bölümde Demokratik yönetimin temel biçimleri ve ABD'nin yönetim sistemi hakkında yazmıştık. Büyük Britanya parlamentarizm beşiği olarak kabul edilir. Devlet resmen bir monarşi olmasına karşın, gerçek iktidar parlamentoya karşı sorumlu olan başbakanın elindedir.

İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın üye ülkeler olarak yer aldığı Birleşik Krallık bir parlamenter monarşidir. Yazılı olmayan bir anayasaya dayanır; yani anayasa tek bir belge halinde düzenlenmemiştir. Siyasal kurumlar –monarşi, hükümet ve parlamento– aralarındaki ilişkilerde yüzyıllar içinde yürürlükteki yasalardan ve görenek hukukundan doğmuştur. Bu bakımdan bütün iktidar sonuç itibariyle parlamento denen yasama organına dayanır. Yakın zamana kadar Birleşik Krallık merkezi bir yapı çerçevesinde başkent Londra'dan yönetilirdi. Şimdi İngiltere dışında her ülkenin belirli alanlarda bağımsız kararlar alma yetkisine sahip kendi parlamentosu (Galler'de meclis) vardır.

Monarşi ve Parlamento

Hükümdar krallığın devlet başkanıdır ve teorik olarak yürütme, yasama ve yargı erklerini kişiliğinde birleştirir. Ama uygulamada erkler her demokraside olduğu gibi, ayrıdır ve yüzyıllardan beri görenek hukuku ve uyarınca monarşi sadece sınırlı bir siyasal rol oynamıştır. Günümüzde ülkenin tarihsel sürekliliğinin timsali olan tahtın üstlendiği konum törensel işlevlerle sınırlıdır. Devlet başkanı genellikle hükümetçe hazırlanmış olan yıllık "Kraliçenin Mesajı"nı okur.

Yasama yetkisi Lordlar Kamarası (üst meclis) ve Avam Kamarası'ndan (alt meclis) oluşan iki kanatlı parlamentonun elindedir. Eskiden Lordlar Kamarası'na sadece kalıtsal soyluluk unvanı taşıyanlar girerdi. Günümüzde ileri gelen din görevlilerinin yanı sıra devlete hizmetlerinden dolayı soyluluk payesi verilmiş kişiler de bu mecliste yer almaktadır.

İLGİLİ:  Siyasal ideolojiler ve açıklamaları

Lordlar Kamarası'nın yüksek mahkeme makamı gibi işlevleriyle birlikte yasama sürecine katılımı da büyük ölçüde daraltılmıştır. Bununla birlikte yasalar tavsiye edebilir ve bir yıllık süreyle tasarıların geçişini önleyebilir. Asıl yasama yetkisini demokratik biçimde seçilmiş Avam Kamarası kullanır. Bu meclis hükümeti denetler ve gerektiğinde istifaya zorlayabilir.

Başbakanın gücü

İktidar merkezinin başında bulunan başbakan, kabinesiyle birlikte yürütme erkini kullanır. Avam Kamarası'nda çoğunluğu elde eden siyasal lider hükümdarca başbakanlığa atanır. Başbakan kabinenin – çoğunlukla Avam Kamarası'nın dışından seçilen – üyelerini belirler, onların çalışmalarında eşgüdümü sağlar ve hükümet politikalarının yol gösterici ilkelerini saptar. Beş yıllık bir dönem içinde sonraki seçimlerini kesin tarihini belirleme yetkisi vardır.

İngiliz Uluslar Topluluğu

Bir devletler birliği olarak eski İngiliz sömürge imparatorluğundan doğan "İngiliz Uluslar Topluluğu"nun amacı kültürel alışveriştir. Günümüzde dünyanın dört bir yanındaki toplam 53 egemen devleti kapsar. Bazı devletler İngiliz kraliçesini ya da onu temsil eden bir genel valiyi göstermelik bir devlet başkanı olarak tanır. Topluluğa üye ülkeler arasında Hindistan, Avustralya, Güney Afrika ve Yeni Zelanda sayılabilir. Her iki yılda bir düzenlenen bir zirve konferansı İngiliz Uluslar Topluluğu bünyesindeki karşılıklı sorunları gidermeye yarar.

Anayasal sisteme genel bakış

ABD'nin siyasal sistemindeki katı güçler ayrılığının aksine, Büyük Britanya'nın yürütme ve yasama erkleri sıkı biçimde iç içedir. Hatta İngiliz parlamentarizmi geçici bir "seçilmiş diktatörlük" olarak nitelendirilir; çünkü parlamento çoğunluğu sayesinden hükümet, karar alma sürecinde isteğine ulaşmasını sağlayacak neredeyse sınırsız yetkilere sahiptir.

Demokratik denetim öncelikle hükümet ile muhalefet parti arasındaki çekişmeye dayanır. Güçler ayrılığı açısından, yargı bağımsızlığının gelecekte güçlendirmesi gerekiyor. "Soylu hukukçular" yerine bir yüksek mahkemenin kurulmasını yargının üst meclisten ayrılmasını sağlayacaktır.

Demokrasinin temel ilkeleri: Çoğulculuk ve katılım

Demokrasinin ilkeleri yazı dizimizin 6. bölümündeyiz. Birinci bölümde Temel haklar ve güçler ayrılığı, ikinci bölümde Sivil toplum ve refah devleti, üçüncü bölümde Demokratik yönetimin temel biçimleri, dördüncü bölümde ABD'nin yönetim sistemi ve beşinci bölümde İngiliz yönetim sistemi hakkında yazmıştık. İnsanlar seçimlerde oy kullanmanın dışında, siyasal partilerde veya çıkar gruplarında aktif rol üstlenerek demokratik karar alma sürecine katılabilir.

Bir liberal demokrasinin siyasal gerçekliğinde sadece parlamento ve hükümet gibi devlet organları yer almaz. Yurttaşların siyasal kararlara etkide bulunmasını sağlayan siyasal partiler, dernekler ve medya gibi kurumlar da büyük önem taşır.

Partilerin görevleri

Siyasal partiler devlet ile toplum arasındaki en önemli aracılarıdır. Devletin yönetim biçimi konusunda benzer görüşlere sahip yurttaşlar bir araya gelir. Partiler böyle fikirleri derleyerek bir siyasi programa dönüştürür, bunu halka açıklar ve siyasal önderleri yetiştirir.

Avrupa'nın büyük bölümünde partilerin sıkı bir örgütsel yapısı vardır; hatta Almanya'da anayasal statü taşıyan partilere kamu kaynaklarından mali yardım yapılır. Buna karşılık ABD'de partiler bütünleşik bir felsefeye sahip bir örgütten ziyade tekil grupların gevşek bir birliği niteliğini taşır. Asıl amaçları kamu görevleri için adaylar göstermektir. Kongre üyeleri parti ilişkisinden bağımsız kararlar almakta serbesttir. Adayların partilerin eyalet örgütlerince seçilmesi nedeniyle, Kongre'deki parti grubu yönetimi tasarılar için senatörlerin ve temsilcilerin hangi yönde oy kullanacağını pek fazla etkileyemez.

Oysa ulusal parti merkezinin seçime girecek adayları belirleme sürecini denetlediği İngiltere'de Avam Kamarası'ndaki parti liderleri bir "grup kararı" dayatabilir; parlamenterlerin isyanı ise parti önderliğinin otoritesini sarsmaya yönelik bir girişim olarak algılanabilir.

Bireysel çıkarların partisi

Bir demokraside her yurttaş kendi çıkarlarını dile getirmek üzere kulüplere ve derneklere üye olma hakkına sahiptir. Meslek birliklerinin yanı sıra çeşitli alanlarda siyasal bakımdan aktif gruplar vardır: Ekonomide işveren örgütleri ve sendikalar; sosyal refah alanında hayır grupları; sosyal-siyasal alanlarda çevreci gruplar. Genelde bunların hepsi siyasal karar alıcılar üzerinde baskı kurmak için amaçlarını kamuoyuna duyurmaya çalışırlar.

Böyle grupların örgütlenme biçimleri uluslararası düzeyde farklılıklar gösterir. Örneğin, Almanya'da birçok merkezi şemsiye örgüt varken, ABD'de sendikalar ve işveren kuruluşları çoğulculuğa dayanır. Sosyal bakımdan daha önemli bir örgütlenme ise karar makamlarıyla daha doğrudan temas kurulmasıdır. Lobiciler ya da çıkar gruplarının temsilcileri dünya genelinde kendilerini ilgilendiren kararlar için politikacıları etkileme uğraşına girerler.

Seçim sistemleri

Oyları parlamentodaki partilerin siyasal bileşimine dönüştürmek için temelde başvurulan iki işlem vardır. Başka ülkelerin yanı sıra Büyük Britanya ve ABD'de dar bölge basit çoğunluk sistemi uygulanır ve bir seçim bölgesine ayrılmış bütün sandalyeler en fazla oyu alan partiye verilir. Öbür partilere verilmiş oyların artık hiç önemi kalmaz. Bu yöntem tek partinin parlamentoda kararlı bir çoğunluk elde etmesini sağlar.

Ama çoğu Avrupa ülkesinde seçim bölgesindeki sandalyeler alınan oy oranına göre partilere dağıtılır; bu nispi temsil sistemiyle halkın iradesi parlamentoya olabildiğince tam yansıtılır.

Yazar Burcu Kara

Genellikle modern tarih, yakın tarih ve popüler bilim üstüne içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer alıyor.