Kategoriler
Tarih & Kültür

Siyasal ideolojiler: Sosyalizm – Herkese eşitlik

Abone Ol 

Siyasal ideolojiler yazı dizimiz devam ediyor. İlk yazımızda Muhafazakarlık ve geleneğin gücü, ikinci yazımızda Liberalizm hakkında yazmıştık. Sosyalistler bütün toplum katmanlarının kamu yararından eşit pay almasını sağlayan toplumsal dayanışma üzerine kurulu bir sosyal düzene ulaşmaya çalışırlar.

Genelde liberal ekonomik sosyal sistemleri eleştirmeye dönük girişimler ve öğretiler için sosyalist terimi kullanılır. Sosyalistlerin amacı eşitlik ve dayanışma ilkeleri üzerine kurulu daha insanca bir toplum yaratmaktadır. Liberalizmin tersine, bireyin sosyal sorumluluğunu vurgularlar. Onlara göre, kapitalizme dayalı ekonomik sistem küçük bir azınlığı zenginleştirmeye yarar ve sosyal eşitsizliği getirir. Bu bakımdan kaynaklanan adil üretimi ve ortak yarara dönük paylaşımı için şu ya da bu ölçüde devlet denetimi altına alınması gerekir.

İLGİLİ:  Siyasal ideolojiler: Liberalizm - Bireysel özgürlük ve tatmin

Reformculuk ve devrim

19. yüzyıldaki sanayileşme döneminde sosyalizm işçi sınıfının yoksullaşmasına ve siyasal hayatın dışında tutulmasına karşı bir hareket niteliğine büründü. Avrupa'nın her yanında işçiler sendikalarda birleşerek hakları için mücadeleye giriştiler. Sosyalist partiler kitlelerden büyük destek gördü ve parlamentoya temsilciler göndermeyi başardı. Sosyalist düşünce yalnızca ABD'de bir taban bulamadı.

Siyasal başarılarla birlikte işçi hareketi içinde reformcu ve devrimci diye anılan iki ana akım belirdi. Bunların arasındaki görüş ayrılıkları gittikçe kesinleşti. Bir daha iyi sosyal koşullar yönünde kademeli bir dönüşüme yönelirken, diğeri hemen sonuca varmak üzere çabuk ve gerekirse şiddet yoluyla bir devrimi savundu.

Sosyal demokratlar ve komünistler

İşçi hareketi 20. yüzyıl başlarında sosyal demokratlar ve komünistler biçiminde temelli bir bölünmeye uğradı. Komünistler 1917'de Rusya'da iktidara geldi ve sosyalizm adına bir rejim kurdu. Lenin'in ardından Stalin'in diktatörce yönetimi altında ekonomi devlet denetimine girdi. Totaliter sosyalizm İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra birçok ülkeye yayıldı. Bu "reel sosyalizm"le anlaşmazlığa düşen demokratik sosyalizm akımı ise bireysel yurttaşlık hakları ve bütün sosyal alanlarda demokrasi olmaksızın insanca bir toplumun kurulamayacağını vurguladı.

İLGİLİ:  Demokrasinin ilkeleri: Sivil toplum ve refah devleti

Avrupa'daki sosyal demokrat partilerin çoğu 1945'ten sonra piyasa ekonomisini temelde benimsedi ve sadece belli alanlarında gelir eşitliğini ve mülkiyet paylaşımını sağlamaya çalıştı. Açık bir sosyal refah devletinin kurulması esas olarak sosyal demokratların eseriydi. Batı demokrasilerinin günümüzde yaşadığı sosyal refah devleti krizi, Avrupa'da birçok sosyal demokrat partiyi öne çıkarmış bulunuyor. Büyük Britanya'da "Yeni İşçi Partisi"nin belirgin bir piyasaya ekonomisi çizgisine geçişi başardığı söylenebilir. Buna karşılık, Latin Amerika'da eski sosyalist fikirlerin bir dirilme süreci yaşadığı görülüyor.

Karl Marx ve komünizm

Alman Filozof Karl Marx, "bilimsel sosyalizm"i kurdu. Friedrich Engels'le birlikte 1848'de yazdığı "Komünist Manifesto"da 20. yüzyılda komünizmin ideolojik temelini oluşturan bir tarih-felsefe teorisi ortaya koydu. Bu ikili proletaryaya insanlığı baskıdan kurtarma ve tahakkümden arınmış bir toplum yaratma yönünde bir tarihsel görev biçmişti.

İLGİLİ:  Demokrasinin temel ilkeleri: ABD'nin yönetim sistemi

Marx dünya tarihinin yönetenler ile yönetilenler arasındaki bir dizi sınır mücadelesine dayandığı görüşündeydi. Proletaryanın burjuvazi karşısındaki kaçınılmaz tarihsel zaferinin ardından her bireyin özgür gelişiminin mümkün hale geleceğini ileri sürdü. Bireylerin her türlü baskıdan kurtulmuş olarak yaşaması için, üretim araçlarının kamu mülkiyetine girmesi zorunluydu. Komünist bir toplumda bütün tahakküm biçimleri ortadan kalkacaktı.