1. Dünya Savaşı'nın sonuçları

“Tüm savaşları bitiren savaş”ın politik ve sosyal sonuçları

Birinci Dünya Savaşı 1914-1918 yılları arasında çoğunlukla Avrupa genelindeki harp sahalarında yaşandı. Daha önce benzeri görülmemiş ölçekte insan katliamı yapılmıştı ve sonuçları akıl almazdı. İnsani ve yapısal yıkım Avrupa'yı ve dünyayı yaşamın hemen hemen tüm alanlarında büyük ölçüde değiştirdi ve yüzyılın geri kalanında siyasal konvülsiyonlara zemin hazırladı.

Yeni bir büyük güç

1. Dünya Savaşı'na girmeden önce Amerika Birleşik Devletleri henüz tam manasıyla keşfedilmemiş askeri potansiyeli ve büyüyen ekonomisi ile çekinilen bir ülkeydi. Ancak savaş ABD'yi iki önemli yoldan değiştirdi: Ülkenin ordusu modern savaşın yoğun deneyimiyle büyük çaplı bir savaş gücüne dönüştü ve ekonomik güç dengeleri değişerek Avrupa'nın tükenmiş ülkelerinden Amerika'ya kaymaya başladı.

İmparatorluk Savaşı Müzesi, İngiltere
İmparatorluk Savaşı Müzesi, İngiltere

Bununla birlikte savaşın korkunç sonuçları ABD'li siyasetçileri dünya sahnesinden geri çekilmeye ve ülkeleri için bir tür izolasyon politikası izlemeye itti. Bu izolasyon Amerika'nın 1. Dünya Savaşı sonrasında gerçekleşecek olan büyümesinin etkisini sınırladı. Çekilme aynı zamanda Milletler Cemiyeti'ne ve ortaya çıkan yeni siyasi düzene de zarar verdi.

Sosyalizm dünya sahnesinde yükseliyor

Rusya'nın savaşın baskısı altında ezilmesi, sosyalist devrimcilerin iktidarı ele geçirmelerini ve dünyanın büyüyen ideolojilerinden biri olan komünizmi büyük bir Avrupa kuvvetine dönüştürmelerini sağladı. Vladimir Lenin'in geldiğine inandığı küresel sosyalist devrim asla gerçekleşmemiş olsa da, Avrupa ve Asya'daki devasa ve potansiyel olarak güçlü komünist ulusların varlığı dünya siyasetinin dengesini değiştiriyordu.

Almanya'nın izlediği politika kendisini başta Rusya'ya katılmaya yöneltti ancak tam Leninist değişim fikri uygun gelmedi ve bunun yerine yeni bir sosyal demokrasiyi kurdu. Bu demokrasi sistemi büyük baskıya maruz kalacak ve sonunda sağcı Almanlar tarafından yıkılacaktı. Oysa ki Rusya'nın çarlarla yönetilen otoriter rejimi on yıllarca devam etti.

Orta ve Doğu Avrupa imparatorluklarının yıkılışı

Alman, Rus, Türk ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları, 1. Dünya Savaşı'nın hepsinde vardı ve hepsi yenilgi ve devrim ile yıkıldı. Osmanlı'nın 1922'de doğrudan savaş kaynaklı bir devrim ile yıkılması büyük sürpriz değildi: Türkiye uzun zamandır Avrupa'nın hasta adamı olarak kabul edilmişti ve akbabalar on yıllardır etrafında çember çizmekteydi. Aynı dönemde aynı sebeplerle yıkılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da farklı değildi.

Ne var ki, halkının isyan etmesi sonucu Kaiser'in tahttan çekilmesi ile genç, güçlü ve büyümekte olan Alman İmparatorluğu'nun yıkılması büyük şok oldu. Yerine, demokratik cumhuriyetlerden sosyalist diktatörlüklere kadar değişen yapıda bir dizi yeni hükümet geldi.

Milliyetçilik Avrupa'yı dönüştürüyor ve karmaşıklaştırıyor

Milliyetçilik düşüncesi, 1. Dünya Savaşı başlamadan önce Avrupa'da birkaç on yıldır büyümekteydi. Ancak özellikle savaşın ardından yeni uluslarda ve bağımsızlık hareketlerinde büyük bir artış görüldü. Bunun bir kısmı Woodrow Wilson'un "kendi kaderini tayin etme" olarak adlandırdığı izolasyonist (yalnızcılık) düşüncenin bir sonucuydu. Tarihçilere göre bu düşünce eski imparatorlukları istikrarsızlaştırmak ve daha küçük yeni ulusların ortaya çıkmasını sağlamak için bir fırsat olarak görülmüştü.

Avrupa milliyetçiliği için kilit bölge, Polonya, üç Baltık Devleti, Çekoslovakya, Sırplar, Hırvatlar, Sloven Krallığı ve daha başka devletlerin de ortaya çıktığı Doğu Avrupa ve Balkanlardı. Ne var ki milliyetçilik düşüncesi birçok farklı milletin birbirleriyle gerginlik yaşadığı bu Avrupa bölgesinin etnik yapısıyla büyük ölçüde çelişiyordu. Komşuları tarafından yönetilmeyi tercih eden muhalif azınlıklar bu düşünceden fazlasıyla beslendi.

Zaferin ve yenilginin ardından yaşanan olaylar

Alman komutan Erich Ludendorff savaşı sona erdiren ateşkes çağrısını zihinsel bir çöküşle yapmıştır ve imza attığı şartları daha sonra bulup göz attığında Almanya'nın bunları reddetmesini ve ordunun hala savaşmaya devam edebileceği söyler. Ancak yeni sivil hükümet bunu reddeder ve barış tesis edildikten sonra ordunun artık savaşmaya devam etmesinin yolu kalmamıştır. Ludendorff'u reddeden sivil liderler hem ordu hem de Ludendorff için günah keçisi oldular.

Bu hareket Hitler'in yükselişini sağlamıştır. Çünkü yenilmez Alman ordusu efsanesinin liberaller, sosyalistler ve Weimar Cumhuriyeti'ne zarar veren Yahudiler tarafından "arkadan bıçaklanması" sağcı düşüncenin destek bulmasına neden olmuştur. Bu olay doğrudan Ludendorff'un ağzından, sivillere yenilginin sebebini açıklamak için anlatılmıştır.

2. Dünya Savaşı'na yol açacak bir başka olay da İtalya'da yaşanır. İtalya gizli anlaşmalarla kendisine söz verilen toprakları alamamıştır ve İtalyan sağcılar bu durum için "sakatlanmış barış" yorumunu yaparak memnuniyetsiz olduklarını açıkça belirtirler.

Diğer taraftan savaşı kanlı bir yıkım olarak gören ve askerlerini savaşa kısmen süren 1. Dünya Savaşı galiplerinden Britanya her şey bittikten sonra savaş karşıtı politika izlemiştir. 1920 ve 1930'larda yaşanan uluslararası olaylar karşısında yatıştırıcı politikalar izlemeleri bundan kaynaklanır.

Kayıp nesil

Birinci Dünya Savaşı'nda savaşanların sekizde biri yani sekiz milyon insan öldü. Savaşa katılan devletlerde savaşta birini kaybetmemiş birini bulmak zordu. Pek çok insan ya yaralandı ya da kalıcı şok geçirerek kendini öldürdü. İntihar eden insanların sayısı rakamlara yansımadı.