Depresyon nedir? Nedenleri, tedavisi, türleri ve belirtileri nelerdir?

Dünya tarihinin en etkileyici beyin hastalığına dair eksiksiz bir yazı

Depresyon üstüne okuyabileceğiniz en detaylı içeriği hazırladık. Daha önce sitemizde çok sayıda depresyon ve onunla ilişkili anksiyete ve sosyal kaygı yazıları hazırlamıştık. Bu yazılarımıza aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz. Bu yazıyı okuduktan sonra diğer bağlantılı içerikleri de değerlendirebilirsiniz.

  1. Depresyon ve tarih boyu değişen tedavi yöntemleri
  2. Distimi nedir? Kronik Depresyon ile başa çıkmanın yolları
  3. Depresyon ve kitap okuma arasındaki yararlı bağlantılar
  4. Yaygın Anksiyete Bozukluğuna genel bir bakış
  5. Kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji'de düşük enerji ve ATP
  6. Serotonin'in fibromiyalji ve Kronik Yorgunluk Sendromu'nda kullanımı
  7. 5-HTP'nin yararları nedir? Kullanım ve doz önerileri
  8. İş yerindeki kaygı bozuklukları veya iş kaygısı üstüne tavsiyeler
  9. Triptofan nedir? Uyku kalitenizi ve ruh halinizi nasıl düzenler?
  10. SAM-e nedir? Fibromiyalji ve Kronik Yorgunluk Sendromu'nda kullanımı

Depresyona giriş

Uzun zamandır üzgün bir haldeyim,
Çarem yine bende saklı.
– Fury Lewis (1893-1891)


Yukarıdaki şarkı sözleri, klinik depresyonu, sadece üzgün olma halinden çıkarıp, bu alana yeni bir bakış açısı getirmektedir. Bu kısa nakarat, depresyon teşhisi için gerekli bir dizi klinik kritere de gönderme yapmaktadır; bunlardan bazıları üzüntülü ruh hali, boşluk hissi, umutsuzluk ve bu belirtilerin uzun süre devam etmesi. Klinik depresyon, trajik olaylar ve zorluklar karşısında duyulan üzüntülü ruh halinden öte bir durumdur. Milyonlarca insanın yaşadığı yaygın bir tıbbi hastalık olan depresyon, kişiye büyük kayıplar yaşatabilmektedir.

Depresyon, yüksek tansiyondan sonra dünyada en sık görülen hastalıktır. Her vakanın teşhisi uzman bir hekim tarafından yapılmalı ve tedavi süreci deneyimli hekimlerin kontrolünden sürdürülmelidir. Bu hususlar oldukça büyük önem taşır. Bunun nedeni, bazı ağır depresif hastalıkların beyinde meydana gelen kimyasal dengesizliklerden kaynaklanmasıdır. Bu ajanlar tek başına ya da diğer ilaçlarla birlikte alındığında ya da psikoterapi ile kombine edildiğinde, günümüzde birçok insan bu hastalığı yenmekte ve eski ruh sağlığına kavuşabilmektedir. Bu gelişme, şüphesiz tıp tarihindeki en büyük gelişmeler arasındadır.

Depresyon konusunda yaşanan en büyük sorun, tedavisi mümkün olduğu halde, birçok insanın böyle bir hastalıktan haberi olmamasıdır. Amerikan Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü, bireyin depresyon nedeniyle yaşadığı kişisel ve toplumsal acılarına merhem sürecek tıbbi yardım ve eğitim programı başlatmıştır.

Depresyon tedavisinde kullanılan birçok ilaç bu bölümün kapsamı dışında kalmaktadır. Bununla birlikte bu konuda vurgulayacağımız önemli bir nokta, en iyi sonuçlar alınana kadar ilaçların ve dozajlarının değiştirilmesi gerektiğidir. Yine de bugün birçok vakada, tedavi sürecinin titiz bir şekilde izlenmesi sayesinde başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Depresyonun tanımı

Amerika'da, her bir yıl içinde yetişkinlerin yüzde 9.5'i ya da diğer bir ifadeyle 18.8 milyon kişi, depresif bir hastalıpa yakalanmaktadır. Hastalık, yüksek maliyetli bir tedavi gerektirse de, insana verdiği zarar rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyüktür.

Depresif bozulukluklar, kişinin genellikle normal faaliyetlerine etki ederek, sadece hastaya değil, aynı zamanda etrafındaki insanlara da acı verir. Ciddi bir depresyon, sadece hasta olan kişiyi etkilemekle kalmaz, aynı zamanda aile hayatını da yok eder. Ancak yaşanan tüm acılar aslında gereksiz yere yaşanmaktadır.

Hafif depresif hastalığı olan çoğu insan, rahatsızlığının hayatına ve işlevselliğine olan etkisini fark edemediğinden ve farkında olduğu halin tedavi ile düzeleceğini bilmediğinden, tedavi gereksinimi hissetmez.

Daha ağır depresif hastalıklarda, kişi durumun ciddiyetinin farkına genellikle daha kolay varır. Yıllar süren araştırmaların verdiği verimli sonuçlar sayesinde, bugün depresyonun etkisini azaltan birçok ilaç ve "konuşma" terapisi, kişiler arası terapi veya bilişsel davranışsal terapi gibi psikososyal terapiler geliştirilmiştir.

Depresif bozukluk nedir?

Depresif bozukluk, bedeni, duygudurumu ve düşünceleri etki altına alan bir hastalıktır. Kişinin yemesini, uykusunu, kendisi hakkındaki hislerini, başka şeyler hakkındaki düşüncelerini etkiler. Depresif bozukluk, büyük bir üzüntüden ya da sıkıntılı bir dönemden çok daha fazlasıdır. Depresif bozukluk, sadece kendini kötü hissetme hali değildir. Depresif bir hastalığı olan kişiler, "yalnız başlarına", iradelerini kullanarak kendilerini toparlayıp daha iyi hissedemezler. Tedavi olmadan, semptomlar aylar hatta yıllarca sürebilir. Uygun bir tedavi ise depresyon şikayeti olan çoğu insana yardımcı olabilir.

Depresyon türleri nelerdir?

Depresyonun tıpkı kalp hastalıklarında olduğu gibi birçok türü vardır. Bu bölümde, depresyonun en yaygın görülen üç türüne kısaca değineceğiz. Bu üç farklı depresyon türünün her birinde görülen semptomların şiddetli ve görülme süresi farklılık göstermektedir.

  • Majör depresyon, pek çok semptomla kendini gösterir. Bu semptomlar kişinin günlük işlevlerini, çalışmasını, sosyal ilişki kurmasını, uyku, iştah ve zevk verici aktivitelerden tat almasını olumsuz etkiler. Bu majör depresyon dönemi bir ya da birkaç kez yaşanabileceği gibi, yaşam boyu yinelenen karakterde olup kişiyi yaşamının önemli bir kısmında bu derece işlevsiz hale getirebilir.
  • Distimi, majör depresyon kadar ağır olmayan başka bir depresyon türüdür. Distimi, kişiyi depresyon kadar işlevsizleştirmeyen, ancak kişinin fonskiyonlarını olumsuz etkileyen, iyi hissetmesini engelleyen uzun süreli, kronik semptomları içerir. Pek çok distimi hastası, hayatlarının bir bölümünde majör depresyon geçirmiş olabilir ya da geçirebilir.
  • Manik depresif yani bipolar bozukluk, diğer depresyon türleri kadar yaygın olmayan bu hastalık, birbirini izleyen ruh hallerinin değişimiyle karakterize edilir. Kişinin duygulanımı çok yüksek duygudurum (mani) ve çok düşük duygudurum (depresyon) arasında dalgalanmalar gösterir. Kimi zaman duygudurumdaki bu değişimler çok dramatik ve ani olabilir.

Depresyon ve Mani'nin belirtileri

Depresif veya manik olan kişilerde bu belirtilerin her biri görülmeyebilir. Bazı kişiler bu semptomların çoğunu yaşayabilirken, kimileri, hastalık dönemllerinde çok az belirtiyle gelebilirler. Semptomların ağırlığı kişiden kişiye değişebileceği gibi zaman içinde de çeşitlilik gösterebilmektedir.

Depresyon belirtileri

  • Devam eden üzüntülü, kaygılı ya da "boş" duygudurum
  • Umutsuzluk, kötümserlik hisleri
  • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hisleri
  • Hobilere ve eskiden keyif alınan aktivitelere karşı ilgi ve zevkin azalması
  • Yorgunluk ve beden hareketlerinin yavaşlaması
  • Uyku düzensizlikleri, sabah erken saatlerde uyanmak ya da aşırı uyuma
  • Konsantrasyon, hatırlama ve karar almada zorluk
  • İştahsızlık ve/ya da kilo kaybı ya da çok yeme
  • Ölüm ya da intihar düşünceleri; intihar girişimleri
  • Huzursuz, rahatsız, asabi ve kolaylıkla kızan ruh hali
  • Devam eden tedavi edilemeyecek fiziksel semptomları; baş ağrısı, sindirim problemleri ve kronik ağrı gibi

Mani belirtileri

  • Anormal ya da çok yoğun mutluluk hissi
  • Yoğun heyecan
  • Uyku ihtiyacında azalma
  • Grandiyöz (kendini büyük görme) turumlar
  • Konuşma hız ve miktarında artış
  • Düşünce hızında artış
  • Cinsel istekte artış
  • Enerjide fark edilir derecede artış
  • Uygunsuz sosyal davranışlar

Depresyonun nedenleri

Kimi depresyon türleri aileler içinde gözlemlenebilir. Bu da genetik yatkınlık olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. Bipolar bozulukta da bu durum söz konusudur. Aile çalışmalarına bakıldığında, her bipolar duygudurum bozukluğu ve depresif bozuklukta, hastalarda benzer genetik özellikler görülmektedir. Duygudurum bozukluklarında nesilden nesle geçen hastalığa yatkınlıktır. Yatkın genetik yapıya sahip herkes hasta olacak diye bir şart yoktur. Gayet tabii gelişimsel ve çevresel faktörler, ev, iş ya da okuldaki olası stres etmenleri de hastalığın oluşumunda etkili olacaktır.

Depresyona genetik yatkınlık göstermeyen bireylerde de depresyona rastlamak mümkündür. Kalıtımın etkisi olsun ya da olmasın, majör depresyonda genellikle beynin yapısındaki ve fonksiyonlarında değişimler olur. Düşük özgüveni olan, kendisini ve çevresindeki dünyayı kötümser bir bakış açısıyla gören ya da yaşadığı stresten bunalmış olan kişiler depresyona daha yatkındır. Bu özelliklerin psikolojik yatkınlık özelliği mi, yoksa hastalığın erken dönemdeki şekli mi olduğu ise belirgin değildir.

Yakın geçmişte yapılan çalışmalar, fiziksel değişimlerin ruhsal değişimleri de beraberinde getirebileceğini göstermiştir. Felç, kalp krizi, kanser, Parkinson hastalığı ve hormonal bozukluklar gibi tıbbi hastalıklar, kişiyi apatik ve kendi fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir hale sokarak depresif bozukluğa sebep olabilir. Aynı zamanda ciddi kayıplar, zor ilişkiler, finansal problemler ya da stres oluşturacak herhangi bir değişiklik depresif bir epizodu tetikleyebilir.

Çok sık olarak genetik, psikolojik ve çevresel faktörler kombinasyonun depresif bozukluk oluşumunda rol oynadığını görmekteyiz. Hastalığın daha sonraki epizodları yalnızca net bir stres vasıtasıyla ayrıştırılabilir ya da hiç ayrıştırılamayabilir.

Kadınlarda depresyon

Kadınlar depresyonu erkeklerden iki kat fazla tecrübe ederler. Kadınlardaki bu oran fazlalılığının sebebi birçok hormonal faktörle açıklanabilmektedir. Bu faktörlerden bazıları menstrual düzen değişimleri, hamilelik, çocuk düşürme, doğum sonrası dönem, menopoz öncesi ve menopoz olarak sayılabilir. Pek çok kadın, ayrıca ev ve iş sorumlulukları, bekar annelik, çocukların ya da yaşlıların bakımı gibi ek stres faktörlerinden etkilenmektedir.

Son zamanlarda yapılmış bir NIMH araştırmasında, ağır menstruasyon öncesi sendromunda (PMS), PMS'ye yatkınlığı olan kadınların cinsellik hormonları durdurulduğunda fiziksel semptom ve duygudurumlarında bir rahatlama olduğu anlatılmaktadır. Ancak hormonlar serbest bırakıldığında, kadınların tekrar PMS semptomlar gösterildiğinden bahsedilmiştir. PMS geçmişi ve yatkınlığı olmayan kadınlarda ise bu hormonal manüpülasyonun etkisine rastlanmadığı belirtilmiştir.

Pek çok kadın, çocuk doğurduktan sonra da hassaslaştıkları dönemler geçirir. Hem hormonal ve fiziksel değişimler hem de bu yeni canlının sorumluluğu, doğum sonrası depresyonun sebepleri olarak sıralanabilir. Bu durum oldukça uzun sürüyorsa, çok geçmeden müdahale edilmelidir. Sempatik bir hekimin tedavisi ve aile bireylerinin manevi desteğiyle çiçeği burnunda anne, içinde bulunduğu fiziksel ve ruhsal durumu atlatıp, bebeğiyle vakit geçirmekten zevk almaya başlayabilir.

Erkeklerde depresyon

Kadınlara oranla depresyon erkeklerde daha az görülür. Erkekler depresyonu çok fazla dışa vurmazlar. Hekimler bu yüzden erkeklerde depresyondan çok fazla şüphelenmezler. Erkeklerdeki intihar oranı kadınlardan dört kadar fazla olmasına rağmen, kadınların intihar teşebbüs oranı daha yüksektir. Erkeklerdeki intihar oranı 70 yaşından sonra artar, 85 yaşından sonra ise tepe noktaya ulaşır.

Depresyon, erkeklerin fiziksel sağlığını da kadınlardan daha farklı etkiler. Yapılan yeni bir çalışma göstermektedir ki, depresyon, hem kadında hem erkekte yüksek koroner kalp hastalığı riskiyle bağlantılıdır. Ancak ölüm oranı erkeklerde daha fazladır.

Erkek depresyonu genellikle alkol, uyuşturucu ya da sosyal olarak da kabul gören aşırı çalışma alışkanlığıyla maskelenmektedir Depresyon erkeklerde yalnızca umutsuzluk ve çaresizlik hisleriyle değil; hiddet, öfke, cesaretsizlikle de kendini gösterir.

Bu da depresyonun erkeklerde fark edilmesini zorlaştıran bir durumdur. Erkek depresif şikayetlerinin farkına varsa bile, bunlar için yardım arama davranışını kadından daha az gösterecektir. Endişelenen aile bireylerinden gelebilecek cesaretlendirme ve destek hastada bir fark yaratabilir. İş yerinde çalışan profesyonellerin yardımı ya da çalışma ortamları için düzenlenmiş, ruh sağlığı programları da erkeklerin, depresyonun tedavi edilmesi gereken gerçek bir hastalık olduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.

Çocuklukta depresyon

Çocukluk çağı depresyonu yalnızca son yirmi yılda ciddi anlamda ele alınmıştır. Depresyondaki çocuk hasta olmuş gibi davranabilmekte, okula gitmeyi, bir ebeveyne bağlı kalmayı reddedebilmekte, okulda başını belaya sokabilmekte, negatif, aksi davranarak kendini yanlış anlaşılmış hissedebilmektedir. Normal davranışlar bir gelişim evresinden diğerine değişkenlik gösterebildiği için de, çocuğun olası bir dönemden mi geçiyor olduğunu ya da depresyonda mı olduğunu söylemek çok zor olacaktır.

Bazen ebeveynler çocuklarındaki davranış değişikliği yüzünden endişeye kapılabilirler ya da öğretmeni, bir sorun olduğu yönünde uyarılarda bulunabilir. Bu tip durumlarda çocuğun doktoruna gidildiğinde ve fiziksel semptomlar incelendiğinde doktorun çocuğu bir de çocuk psikiyatrisine gösterilmesi gerektiğini söylemesi kuvvetli muhtemeldir. Psikiyatr gerekli görürse, ilaç tedavisi başlatabilir. Burada aile, terapistin özellikleri, çocuğun ne tür bir tedavi alacağı, ailenin bu tedaviye tamamen dahil olup olmayacağı, çocuğun tedavisinde antidepresan ilaçların kullanılıp kullanılmayacağı, eğer kullanılacaksa ne gibi yan etkilerinin olduğu konusunda sorular sormaktan çekinmemelidir.

Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü (NIHM), çocukluk depresyonunda ilaç tedavisini önemli bir araştırma olarak tanımlamaktadır. NIHM'nin desteklediği Pediatrik Farmakoloji Araştırma Üniteleri, yedi farklı alanda oluşan bir araştırma ağır oluşturmuştur. Bu ağda ruhsal bozukluklarda kullanılan ilaçların etkilerini çocuk ve ergenler için düzenlemek üzere çalışmalar yapılmaktadır. Üzerinde çalışılan ilaçlar arasında depresyonlu çocukların tedavisinde etkili olduğu gözlemlenen antidepresanlar da bulunmaktadır. Tabii buradaki koşul, ilaç kullanımının çocuğun doktoru tarafından dikkatlice izlenmesi gerekliliğidir.

Depresyon tanısı nasıl konur?

Depresyonun uygun değerlendirilmesi sürecindeki ilk adım, bir hekim tarafından yapılacak fiziksel muayenedir. Pek çok ilaç ve pek çok tıbbi durum, depresyona benzer semptomların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Hekimin muayene, görüşme ve laboratuvar testleri sayesinde bu tip olasılıkları elemesi gerekmektedir. Eğer depresyonu ortaya çıkaran fiziksel sebep elenirse, psikolojik bir değerlendirme yapılması gereklidir. Bu değerlendirme, ilk aşamada birinci basamak hekimi tarafından yapılabileceği gibi, başlangıcından itibaren psikiyatrist tarafından da gerçekleştirilebilir.

Depresif bozuklukların tedavisinde kullanılan çok çeşitli antidepresan ilaçlar ve psikoterapi türleri vardır. Hastalığı çok hafif yaşayanlar yalnızca psikoterapiden fayda görebilir. Daha ağır durumlarda ise antidepresan kullanımından yarar sağlayabilirler. En iyi çözüm, bu ikisinin de yer aldığı bir tedavi sistemidir. İlaç tedavisi semptomların çok hızlı bir şekilde ortadan kaldırabilirken, psikoterapi de hayattaki sorunlarla baş edebilmek için hastanın daha etkili yollar öğrenmesine yardım eder. Semptomların ağırlığına ve konan tanıya göre, psikiyatrist ilaç tedavisi ve/ya da depresyonda etkili psikoterapi türlerinden birini hastaya tavsiye edecektir.

Tanıya yönelik iyi bir değerlendirme, semptomların geçmişini, semptomların ne zaman başladığını, ne kadar sürdüklerini, ne kadar ağır olduklarını, hastada daha önce de bu tür semptomlar olup olmadığını, olduysa tedavi edilip edilmediğini sorgulamayı kapsamalıdır. Önce hastanın alkol ve madde kullanıp kullanmadığını ya da ölüm / intihar düşünceleri olup olmadığı öğrenilir; daha sonrasında aile üyelerinden depresif bir hastalığa sahip olan kimse olup olmadığı, bunun tedavi edilip edilmediği, hangi tedavi yöntemlerinin kullanıldığı ve hangisinin etkili olduğu da sorgulanır.