Kategoriler
Bilim & İnsan

Peşte'nin Delisi Ignaz Semmelweis ve Lohusalık humması (Albastı)

Abone Ol 

Lohusalık humması üstüne bir yazı. Tıbbi gelişmelerin yaşanabilmesi, insanların yeri düşüncelere, kavramlara ve yerleşmiş öğretilere ters düşen fikirlere açık olmasıyla yakından ilişkilidir. Ignaz Semmelweis (1818-1865) bu ilişkiyi anlamış biriydi. Tıp tarihi, çok uzun zamandır, inatçı hekimlerin katlettiği masum insanların cesetleriyle kirletilmektedir. Semmelweis'in 19. yüzyılda bu iblisleri kendi doğum koğuşundan uzaklaştırmak için verdiği savaş, o ana dek hiç kimsenin yapamadığını yapmış ve tüm saydamlığıyla her şeyi gözler önüne sermiştir.

Ignaz Semmelweis farkındalığı

Pasteur henüz hastalıkların mikrop teorisini ortaya atmadan yaklaşık otuz yıl önce, Semmelweis, dünyanın en büyük doğum kliniğine sahip Viyana Kliniği'nde kadın doğum uzmanı olarak çalışmaktaydı. Doğumdan hemen sonra annede görülen ("al basması" ya da "endometrit" olarak da bilinen) septik bir durum olan lohusalık hummasından kaynaklanan ölüm oranının yüzde 30'larda olduğu I. Doğum Koğuşu'na atanmıştı. Bu koğuşun hemen yanında bulunan II. Doğum Koğuşu'ndaki ölüm oranı ise sadece %3 civarındaydı.

Yaptığı gözlemler sonucunda, bu farklılığın, otopsi odasından ellerini yıkamadan çıkan hekimlerin ya da intörnlerin soluğu hemen I. Koğuş'taki hastaların yanında almalarından kaynaklandığını öne sürmüştü. II. Koğuş ise temizlik konusunda hassasiyeti olan hemşirelik öğrencileri ve ebelerin sorumluluğu altındaydı. Bu iki koğuş arasında personel değişikliği yapan Semmelweis, II. Koğuş'a geçen doktorların arkalarından kendileriyle birlikte yüksek ölüm oranını da buraya taşıdıklarını gördü. 1847 yılında buradaki personele her doğumdan önce ellerini klorlu suyla yıkamalarını şart koştu. Bu uygulamanın ardından buradaki ölüm oranı birdenbire yüzde 1.27'ye düşmüştü.

O tarihlerde bu bilinenlerin hiçbiri yeni uygulamalar değildi. 1795'te Alexander Gordon, A Treatise on the Epidemic Peuerperal Fever of Aberdeen (Aberdeen'deki Salgın Lohusa Humması Üzerine Bir İnceleme) adlı çalışmasında, lohusalık hummasına, ebe ya da doktorlar tarafından rahim içine bulaşan mikropların yol açtığından bahsetmiş ve el yıkamayı salık vermişti. 1842 yılında da Bostonlu jinekolog ve yazar Oliver Wendell Holmes (1809-1894) içinde klorla el yıkamanın da bulunduğu bu prensiplerin aynılarını Amerika'da öğretiyordu. Hatta bu öğretilerinden dolayı, Philadelphia'lı Dr. Joe V. Meigs başkanlığındaki egemen jinekoloji otoritelerince alaya alındığı da olmuşu. Meigs, bu hastalığın mikrobik olmadığını savunarak, hastalığın, hepsi birer beyefendi olan hekimlerin el yıkatmayı başaramasa da Harvard Tıp Fakültesi'nin dekanı olmuştu.

Peşte'nin delisi

Holmes'tan beş yıl sonra Ignaz Semmelweis, bu konuya saplanıp kalmıştı. El yıkamanın etkisini kanıtlamak için klinik deneyler yapmış ve meslektaşlarına el yıkamanın önemini belirten mektuplar göndermişti. Ne yazık ki tüm bunların karşılığında onların küçümsemesiyle karşılaşmıştı. Bu yerleşik önyargılara karşı manevi olarak tükendiğinden Viyana'yı terk etmek zorunda kaldı. Macaristan'ın Peşte şehrine yerleşerek buradaki lohusalık humması ölüm oranını yüzde 1'in altına indirdi.

Onun bu başarısı, kendilerinden şüphe duymayan meslektaşlarının imajını ve mesleki uygulamalarını sarsmıştı. Bu sefer meslektaşları, ona "Peşte'nin Delisi" demeye başladılar. O da, el yıkama öğüdünü göz ardı eden meslektaşlarına "katil" diyordu. Semmelweis 1865'de bir akıl hastanesinde hayatını kaybetmiştir. Şimdi ise Viyana'da onun adını taşıyan bir hastane bulunmaktadır. Adı kitaplara, filmlere konu olmuştur.

Semmelweis'in verdiği savaşa rağmen, her biri dikkatle seçilmiş ve öğrenciliklerinin ilk yıllarından beri eğitilmiş birçok doktor, bilgili oldukları kadar sabit fikirliydiler de. Doktorluk mesleğinde, inatçılığın yeri yoktur. Çünkü bu inat, dolu bir silah kadar tehlikelidir.

Bugün bile, Semmelweis'in fikirlerinin tıp dünyasına çok şey katmadığını öne süren doktorlar bulunmaktadır. Halbuki günümüzde, hastane kaynaklı (nozokomiyal) birçok bulaşıcı hastalık bulunmakta ve özellikle aralarında doktorların da bulunduğu birçok sağlık personeli hala muayenelerden önce ellerini yıkamamaktadır. Bir hastaneye yolunuz düşerse, dilerseniz odalarda bulunan lavaboların ne kadar sıklıkla kullanıldığına dair biraz gözlem yapın.