Haşhaşiler kimdir? Kendi ölüm mezheplerini kuran Şii Pers suikastçilerinin tarihi

Dini en tehlikeli biçimde kullanan ve Türkleri büyük düşmanları belleyen Haşhaşi tarikatı

Alamut Kalesi, İran

Tarihte ilk ve gerçek suikastçılar olan Haşhaşiler önce İran, Suriye ve Türkiye'de başlamış ve nihayetinde Orta Doğu'nun geri kalanına yayılmıştı. 1200'lerin ortalarında dağılıncaya dek siyasi ve finansal rakipleri tek tek indirmiş bir örgüttür. Modern dünyada "assassin" kelimesi gölgelerde gizlenmiş bir karakteri ifade eder ve öldürme dürtüsü aşktan ya da paradan ziyade politik nedenlerle ilgilidir. Şaşırtıcı bir şekilde, Persli Haşhaşilerin bölgedeki siyasi ve dini liderlerin kalbine hançer ve korku sapladığı 11., 12. ve 13. yüzyıllardan bu yana kelimenin kullanımı hiç değişmedi.

Haşhaşi kelimesinin kökeni

"Haşhaşi", "Haşhaşin" veya İngilizce "Assassin" adının nereden geldiğini kimse kesin olarak bilmiyor. En sık tekrarlanan teori kelimenin "haşhaş kullanıcıları" anlamına gelen Arap esrarından geldiği yönündedir. Marco Polo dahil birçok ünlü arşivci, Hassan Sabbah'ın müritlerinin siyasi cinayetlerini uyuşturucuların etkisi altındayken işlediklerini söylemiştir. "Haşhaş kullanıcıları" gibi küçültücü bir adın da buradan geldiği düşünülür.

Bununla birlikte, bu etimolojinin, haşhaşi kelimesinin kendisinden sonra ortaya çıkmış olma ihtimali de var; kelimenin kökenine anlam getirebilmek için yapılmış yaratıcı bir girişimin sonucu olabilir. Her iki durumda da, Hasan Sabbah, Kur'an'ın sarhoş edici maddelere karşı verdiği emre kesin olarak karşı geldi.

Haşhaşî'nin mânâsına dair daha inandırıcı bir başka açıklama Mısır Arapçası'ndan "hashasheen" kelimesine işaret eder. Bu kelime "gürültülü insanlar" veya "sorun çıkaranlar" anlamına geliyor.

Haşhaşilerin erken tarihi

Haşhaşilerin kütüphanesi, kaleleri 1256'da ele geçirildiğinde imha edildi, bu nedenle tarihlerini kendi perspektiflerinden anlattıkları orijinal kaynaklar elimizde yok. Varlıklarına dair hayatta kalmış belgelerin çoğu düşmanlarından veya ikinci el ya da üçüncü el Avrupa merkezli rivayetlerden gelir.

Bununla birlikte Haşhaşilerin Şii İslam'ın İsmaili mezhebinin bir dalı olduğunu biliyoruz. Haşhaşinin kurucusu Hasan Sabbah müritleri ile Alamut'ta bir kaleye sızan ve 1090'da Deylem'de yaşayan kralı kansızca deviren bir Nizari İsmaili misyonerdi.

Bu dağlık kaleden yola çıkan Sabbah ve sadık müritleri bir kale ağı kurdular ve o zamanlar Pers'i yöneten Sünni Müslümanlar olan Selçuklu Türklerine meydan okudular; Sabbah'ın tarikatı bu dönemde Haşhaşi ya da Haşhaşin olarak anılmaya başlandı. İsim İngilizce'ye "Assassin" olarak geçti.

Nasıl yetiştirildiler?

Bazı kaynaklarda, Arapça kurban anlamına gelen "fidaiyn" denilen bu suikastçıların Alamut'a çok küçük yaşta getirildiği ve muhteşem bir bahçede yetiştirildiği rivayet edilir. Haşhaş alan fidaiyn'ler Hassan Sabbah bahçeyi her ziyaret ettiğinde kendilerine ilahi elçi olarak tanıtılır. Eğitimlerinin bir noktasında haşhaştan mahrum bırakılır ve zindana atılırlar. Ardından mektuptaki emirleri uyguladıkları takdirde Hassas'ın kendilerini çıkarabileceği ve "Cennet"e dönebilecekleri söylenir. Emir cinayeti ve kendini feda etmeyi içerir.

Nizari karşıtı yöneticilerden, din adamlarından ve yetkililerden kurtulmak isteyen Haşhaşiler hedeflerinin dilini ve kültürünü incelikle öğrenirdi. Gruptan bir suikastçı daha sonra hedefin sarayına ya da iç çevresine sızar yıllarca danışmanlık veya hizmetçi olarak görev yapardı. Elverişli an geldiğinde ise Haşhaşin hedef padişahı, veziri veya molla'yı sürpriz bir saldırıda hançerle bıçaklardı.

Şehit olurlarsa Cennet'e gidecekleri vaat edilen Haşhaşiler genelde suikasttan kısa süre sonra bu "makama erer"di. Sonuç olarak, Orta Doğu'daki liderler bu sürpriz saldırılardan korktu ve birçoğu kıyafetlerinin altına zırh veya zincir giysiler giydi.

Haşhaşilerin kurbanları

14. el yazmasında beyaz sarıklı bir haşhaşi (solda) Nizamülmülk'e suikast düzenliyor. İnsanların yüzleri daha sonradan kazınmış
14. yy el yazmasında beyaz sarıklı bir haşhaşi (solda) Nizamülmülk'e suikast düzenliyor. İnsanların yüzleri daha sonradan kazınmış

Haşhaşilerin kurbanları çoğunlukla Selçuklu Türkleri veya müttefikleriydi. En çok bilinenlerden biri Selçuklu sarayında vezir olarak hizmet eden Persli Nizamülmülk idi. 1092 Ekim'inde Sufi müridi gibi giyinmiş bir haşhaşi tarafından öldürüldü. Müsterşid adlı bir Sünni halifesi veraset anlaşmazlığı sırasında 1131'de haşhaşinin hançerine yenik düştü.

1213 yılında kutsal Mekke şehrinin şerifi kuzenini bir haşhaşiye kaybetti. Saldırı konusunda özellikle üzülmüştü çünkü bu kuzeni kendisine çok benziyordu. Asıl hedefin kendisi olduğuna ikna oldu ve tüm Farslı ve Suriyeli seyyahları rehin aldı. Alamutlu zengin bir kadın rehin alınanların fidyelerini ödedi.

Hilafeti yüzyıllar boyu kontrol eden Arap Sünni Müslümanların birçok Persli Şii'ye yaklaşımı olumlu olmamıştı. 10. ve 11. yüzyıllarda Halifelerin gücü azaldığında ve Hristiyan Haçlılar doğu Akdeniz'e saldırmaya başladıklarında, Şii'ler kendi zamanlarının geldiğini düşündü.

Ancak doğuda yeni bir tehdit belirmişti: Yeni Müslüman olmuş Türkler. İnançlarında ateşli ve askeri anlamda güçlü Sunni Selçuklular Pers ülkesi dahil geniş bir alanı ele geçirdiler. Sayıca az olan Nizari Şii'leri meydan savaşında Selçukluları yenemedi. Ancak Pers ülkesi ve Suriye'deki bir dizi dağ kalesinde gizlenerek buradan Selçuklu liderlerini öldürdüler, müttefiklerine korku saldılar.

Moğolların ilerleyişi

1219'da şimdi Özbekistan olan Harezmşah'ın hükümdarı büyük bir hata yaptı. Şehrindeki bir grup Moğol tüccarı öldürülmüştü. Cengiz Han bu durum karşısında öfkeyle doldu ve Harezmşah'ı cezalandırmak üzere ordusunu Orta Asya'ya sürdü.

Sağgörülü Haşhaşilerin lideri Moğollara sadakat sözü verdi. 1237'ye gelindiğinde Moğollar Orta Asya'nın çoğunu fethetmişti. Tüm Pers ülkesi, Haşhaşilerin kaleleri dışında düşmüştü; bunlar yaklaşık 100 kadar dağ kalesiydi.

Moğolların 1219 Harezmşah fethinden 1250'ye kadar Haşhaşiler bölgede tam hareket özgürlüğü kazandı. Moğollar başka yerlere odaklanıyor ve hafifçe yönetiliyordu. Ancak Cengiz Han'ın torunu Möngke (Mengü) Han halifeliğin bulunduğu Bağdat'ı alarak İslam topraklarını ele geçirmeye karar verdi.

Bölgesindeki bu yenilenen ilgiden korkan Haşhaşi lideri Möngke'yi öldürmek için bir suikastçı ekibi gönderdi. Suikastçıların Moğol hanına teslim olma teklifinde bulunmuş gibi davranmaları ve ardından onu bıçaklamaları gerekiyordu. Möngke'nin gardiyanları ihanetten şüphelenip suikastçıları geri çevirdi, ancak mesaj alınmıştı. Möngke Haşhaşilerin tehdidini kökünden sona erdirmeye karar verdi.

Haşhaşilerin düşüşü

Möngke Han'ın kardeşi Hulagü Han, Haşhaşileri Alamut'taki ana kalelerinden kuşatmak üzere yola çıktı. Bunlar olmadan önce Moğol'a saldırı emrini veren tarikat lideri sarhoş müritleri tarafından öldürülmüş ve yerine görece işe yaramaz oğlu geçmişti.

Moğollar tüm askeri güçlerini Alamut'a sürdü ancak Haşhaşi liderinin teslim olması durumunda nezaket göstereceklerini de belirtti. 19 Kasım 1256'da Haşhaşi lideri teslim oldu. Hulagü ele geçirilen lideri kalan tüm kalelerin önünde yürüttü ve kaleler teker teker silah bıraktı. Moğollar, Alamut'taki ve diğer yerlerdeki kaleleri yıktı, böylece Haşhaşilerin buralarda tekrar toplanması önlendi.

Ertesi yıl, eski Haşhaşi lideri Möngke Han'a boğun eğmek üzere Moğol başkenti Karakurum'a seyahat izni istedi. Çetin bir yolculuktan sonra şehre ulaştı ancak reddedildi. Bunun yerine o ve müritleri çevredeki dağlara götürüldü ve öldürüldü. Haşhaşiler böylece son buldu.

Haşhaşiler tüm serisi dünyada 140 milyon satan Assassin's Creed isimli bir video oyununun konusu oldu. Bunun yanında Haşhaşi temalı çeşitli Batılı kitaplar yazıldı ve filmler yapıldı.