Sykes-Picot antlaşması nedir? Temel hatları ve beklenmedik olaylar

Atatürk’ün başlattığı milliyetçi direniş Türkiye’nin bölünmesi ve belki de yok olmasını durdurur

Sir Mark Sykes ve François Georges-Picot arasında bir ay süren hazırlık çalışmalarının ardından Sykes-Picot Antlaşması Fransa'nın Downing Caddesi'nde 16 Mayıs 1916'da imzalandı. Antlaşmada Londra'daki Fransa büyükelçisi Paul Cambon ve Dışişleri Bakanı Sir Edward Gray yer aldı. İngiliz tarafındaysa Sir Mark Sykes'ın 1915 ilkbaharında göreve geldiği De Bunsen Komitesi antlaşmanın temellerini attı. De Bunsen Komitesi, 1. Dünya Savaşı'nda ve devamında Osmanlı'ya karşı izlenecek politikaları belirlemek için kurulmuştu.

Antlaşmanın temel hatları

  • Sykes-Picot antlaşması, Kasım 1915 ile Mart 1916 arasında (Rusya İmparatorluğu ve İtalya Krallığı'nın onayı ile) yürütülen Fransız-İngiliz müzakerelerinin ardından 16 Mayıs 1916'da imzalanan gizli bir antlaşmaydı.
  • Antlaşma, Orta Doğu'yu Fransız ve İngiliz güçlerine fayda sağlayacak şekilde çeşitli yönetim alanlarına bölmeye çalıştı. Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Hazar Denizi etkilenen bölgelerdi.
  • Orta Doğu'nun bu şekilde bölünmesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasının bir sonucuydu.
  • Gizli antlaşma sadece 23 Kasım 1917'de Izvestia ve Pravda'nın bir makalesiyle kamuoyuna açıklandı.
  • Savaş sürerken Sykes-Picot antlaşmasının önemi zamanla arttı ve Müttefikler 1. Dünya Savaşı'nda belirli konularda bu antlaşmaya göre hareket etti. Antlaşma daha sonra Arap ve İslamcı milliyetçi iddiaları da besledi.
Sykes-Picot antlaşması ile mavi bölge Fransa, pembe Britanya, yeşil İtalya, sarı Rusya ve kahverengi alan uluslararası yönetime bırakılmak istenir.
Sykes-Picot antlaşması ile mavi bölge Fransa, pembe Britanya, yeşil İtalya, sarı Rusya ve kahverengi alan uluslararası yönetime bırakılmak istenir.

Uzun vadede Orta Doğu'nun, yani Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Hazar Denizi arasındaki alanın bölünmesi planlandı. Bu bölgeler Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmaz bir parçasıydı. Kendisine İstanbul vaat edilen Rusya İmparatorluğu müzakerelere katıldı ve İtalya gibi o da gizli antlaşmanın şartlarını kabul etti.

Araplar bir kez daha bağımsızlık vaadiyle kandırıldı ve Türkiye dahil Orta Doğu gizlice beş bölgeye ayrıldı.

Antlaşmanın politikaları

  • Fransa ve Birleşik Krallık, bir Arap liderin egemenliği altında kurulacak bağımsız bir Arap devletini veya Arap devletleri konfederasyonunu tanımaya ve korumaya hazırdı.
  • A Bölgesi Fransa'ya atanırken, B Bölgesi İngiliz gözetimi altındaydı. İki Avrupalı ​​güç de kendi bölgelerinde ticari haklara ve yerel kontrole sahipti. Bir Arap devletinin A ve B bölgesine saldırısı durumunda yalnızca Fransa ve İngiltere yabancı danışmanlar veya yetkililer sağlama hakkına sahipti.
  • Fransa mavi bölgede ve İngiltere kırmızı bölgedeydi ve iki ülkenin de doğrudan ya da dolaylı olarak kendi yönetimini kurma hakkı vardı.
  • Kahverengi bölgede uluslararası bir yönetim kurulacaktı. Bununla birlikte, uluslararası yönetime ancak Rusya'ya ve Mekke şerifinin diğer müttefiklerine ve temsilcilerine danıştıktan sonra karar verilmeliydi.
  • Hayfa ve St. John Akka limanları Birleşik Krallık'a verildi. Ayrıca Dicle ve Fırat nehirlerinin sömürülmesi garanti edildi. B bölgesi ile ilgili olaraksa İngiliz hükümeti Kıbrıs'ın üçüncü güçlerin lehine satılmasına sıcak bakmadı (Fransız hükümetinin onayı olmadan).
  • İskenderun, Britanya İmparatorluğu'nun ticaretine açık bir liman olacak ve İngiliz gemilerine ya da mallarına karşı ayrımcılık yapan hiçbir vergi ya da tesis olmayacaktı. Liman esasen İngiliz mallarının İskenderun aracılığıyla geçişini sağlayacaktı. B ve A bölgesini bağlayan bir demiryolu bağlantı ağı olacaktı.
  • Hayfa limanı Fransız ticaretine açık olacak ve Fransız gemilerine veya mallarına karşı ayrımcılık yapan hiçbir vergi veya tesis olmayacaktı. Yine özünde Hayfa üzerinden Fransız mallarına geçiş özgürlüğü olacaktı.
  • Demiryolu tarafında, ticareti yapılan mallar A bölgesinden, B bölgesinden veya mavi bölgeden geldiyse kahverengi bölgede geçiş özgürlüğü olacaktı.
  • Birleşik Krallık, Hayfa'yı B Bölgesi'ne bağlayan demiryolunu inşa etme, yönetme ve tek sahibi olma hakkına sahip olacak ve bu hat boyunca herhangi bir zamanda asker taşıyabilecekti. İki hükümet, bu demiryolunun amacının Bağdat ile Hayfa arasındaki demiryolu bağlantısını kolaylaştırmak olduğunu belirttiler ve ayrıca teknik sorunlar veya pratik olmayan harcamalar durumunda Fransız hükümetinin söz konusu hattın B alanına ulaşmadan önce Polgon, Banias, Keis Marib, Salkhad ve Otsda Mesmie'yi geçebileceğinde anlaştılar.
  • Mavi ve kırmızı alanlarda ve A ve B alanlarında, herhangi bir gümrük ücreti artışı olmayacak ve iki güç arasında anlaşma yapılmaksızın belirlenmiş verginin dışında dönüşüm yapılmayacak. Bahsedilen bölgeler arasında iç engeller olmayacak. İç malların vergileri giriş limanından tahsil edilecek ve idare alanlarına teslim edilecek.
  • Fransız hükümeti, haklarının devri için asla müzakere etmeyecek ve İngiliz hükümetinin onayı olmadan, mavi bölgeye veya herhangi bir üçüncü tarafa (Arap devleti veya Arap devletleri birliği hariç) bu hakları atamayacak.
  • Arap devletinin koruyucuları olan İngiliz ve Fransız hükümetleri, Arap yarımadasında toprağı olacak üçüncü bir güç edinmeyeceklerine veya üçüncü bir gücün doğu kıyısında veya adalarda bir deniz üssü kurmasına izin vermeyeceklerini kabul ettiler. Ancak bu hareket, Türk saldırısına karşı Aden sınırında ilgili önlemlerin alınmasına engel olmadı.
  • Arap topraklarında silah ithalatı İngiliz ve Fransız kontrolüne tabi olacaktı.

Antlaşma, San Remo Konferansı'nda Milletler Cemiyeti'nden gelen uygun bir görevli ile onaylanmış ve yasallaştırılmıştı.

Fransa, Lübnan ve Suriye'yi mandası yaparken, Mezopotamya, Transürdün ve Filistin'in yönetimi Birleşik Krallık'a geçecekti.

Beklenmedik olur: Mustafa Kemal Atatürk

Orta Doğu'nun ve Türkiye'nin pasta gibi dilimlendiği bu gizli Fransız-İngiliz antlaşması sürpriz muhalefetle yüzleşmek zorunda kaldı: Mustafa Kemal Atatürk. Sevr Antlaşması'na karşı çıkan bir Türk milliyetçisi Anadolu'da büyük bir ayaklanma başlatmıştı; diğer taraftan ise Mezopotamya'da (bugünkü Irak) ve Suriye'de Haşimilerin de gücü yükselmekteydi.

Şam'da (Fransız hakimiyeti altında) şerif Hüseyin'in oğlu Faysal, Suriye Arap Krallığı'nı ilan etti. Kilikya muharebesi sonunda Fransızlar Kemalistler tarafından Anadolu'dan atılmıştı. Ancak Faysal'ı yenmeyi başardılar ve Şam'dan ayrılmasını sağladılar. Faysal'ın gönlünü almak isteyen İngilizler onu Irak tahtına yerleştirdi. 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması, Güneydoğu Anadolu'nun yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne dahil edilmesini sağladı.

Fransız devlet adamı Clemenceau tarafından Musul'un 1919'da İngiltere'ye devredilmesi, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde modern Türkiye'nin doğuşu ve günümüz Suudi Arabistan'ının kurulmasıyla, Orta Doğu topraklarının Sykes-Picot ile bölünmesi planı asla gerçekleşmedi.

Gelecek kuşaklar

Sykes-Picot antlaşması birkaç komplo teorisine konu oldu. Bunda Sykes-Picot antlaşmasının dünya savaşının ortasında, telaş içerisinde hareket eden diplomatlar tarafından verilen kararlardan oluşmasının etkisi bulunuyor.

Teorilerden biri, Arap birliği'nın Avrupa emperyalizmi tarafından engellendiği düşüncesidir. Ancak Orta Doğu o dönemde halihazırda derinden bölünmüş olduğundan aslında yanlış bir kanıydı: Şam ve Bağdat yüzyıllar boyunca farklı yönetimlere sahip olurken, Halep ve Şam birbirlerine rakipti ve Haşimler (ılımlı Müslümanlar) ile Suud (Vahhabi köktendincileri) hanedanları birbirlerine daima karşı çıktılar. Dahası, şerif Hüseyin Sykes-Picot Antlaşması'nın tamamen farkındaydı. Arşivlerdeki belgeler bir kopyanın kendisine sunulduğunu göstermektedir.

Çoğu tarihçiye göre İngilizlerin, Sykes-Picot Antlaşması ile hedefi bir Yahudi veya Arap devleti kurmaktan daha çok kendi çıkarlarını korumaktı. Tarihçiler, İngilizlerin ne Araplara ihanet ettiğini ne de Siyonistlerin yanında durduğuna inanır. İngiltere'nin yalnızca Süveyş Kanalı'na dair çıkarlarına ulaşmak istediği belirtilir. İngilizler, bunun tek yolunun milliyetçi hareketleri baltalayarak bölgeyi kontrol etmek olduğuna inandılar.

İngilizler bu amaçla bir Yahudi devleti kurulmasını ve bu topluluk sayesinde Filistin'in üzerinde daha kolay kontrol sağlanmasını planladı. Emperyalist deneyimleri nedeniyle, İngilizler her iki toplumun da çelişkili taleplerini karşılayabileceklerini düşündüler. Artık gidişat üzerinde kontrol sahibi olmadıklarını anlamaları 1937'yi bulacaktı.