Virüs nedir? Nasıl bulaşır, çoğalır ve evrimleşir? Kökeni, hastalıkları ve tedavisi

Normal bir canlı olmak varken kötü yolu seçen parazitik özellikli virüsler

Virüsler, dünyanın hemen her yerinde bulunan mikroskobik organizmalardır. Hayvanlara, bitkilere, mantarlara ve hatta bakterilere bulaşıyorlar. Bazen bir virüs ölümcül bir hastalığa neden olurken, bir başka salgın virüs o canlıda hiçbir etkiye neden olmaz. Yine, bir virüs bir organizmada belirli bir reaksiyona neden olurken, başka bir organizmada farklı bir reaksiyon başlatabilir. Tıpkı kediyi etkileyen virüsün köpeği etkilememesi gibi. Virüsler karmaşıklık bakımından farklılık gösteriyor. Bir kat protein, lipit (yağ) veya glikoprotein ile çevrili genetik materyalden yani RNA veya DNA'dan oluşuyorlar. Virüsler konakçı olmadan çoğalamazlar, bu nedenle parazitik olarak sınıflandırılırlar. Dünya'da en çok bulunan biyolojik varlık olarak kabul edilirler.

Virüsler hakkında bazı bilgiler

  • Virüsler, konak hücre olmadan çoğalamayan canlı organizmalardır.
  • Dünya'da en çok bulunan biyolojik varlıktır.
  • Virüslerin neden olduğu hastalıklar arasında kuduz, uçuk ve Ebola var.
  • Virüsün tedavisi yoktur, sadece aşılama yapılarak yayılması önlenir.

Virüs nedir?

Virüs, bulaştığında ölümcül olabilir ve bazense hiçbir etki oluşturmaz
Virüs, bulaştığında ölümcül olabilir ve bazense hiçbir etki oluşturmaz.

Virüslerin oluşturduğu etkiler hayatı tehdit eden durumdan neredeyse semptomsuz duruma kadar değişebiliyor. Dünya üzerindeki hemen hemen her ekosistemde virüs bulunuyor.

Virüsler canlı bir hücreye girmeden önce virion olarak adlandırılan formda bulunurlar. Bu aşamada, kabaca bir bakterinin yüzde biri büyüklüğündeler ve iki veya üç ayrı bölüme sahipler:

  • Genetik materyal: DNA veya RNA.
  • Genetik bilgiyi koruyan protein tabakası veya kapsit.
  • Virüs, hücrenin dışındayken bazen protein tabakasının etrafında lipit kılıf bulunur.

Virüsler ribozom içermiyor, bu nedenle protein yapamazlar. Bu da onları insan gibi bir canlıya tutunmak zorunda bırakır. Konak hücre olmadan çoğalamayan tek mikroorganizma türüdür.

Konak hücre ile temasa geçtikten sonra genetik materyalini o canlıya aktarır ve canlının hücre fonksiyonlarını devralır. Virüs hücreye bulaştıktan sonra üremeye devam ediyor, ancak alışılmış hücresel ürünler yerine viral protein ve genetik materyal üretiyorlar. Virüsleri parazit sınıfına ekleyen süreç de bu.

Virüsler farklı şekil ve boyutlara sahipler ve şekillerine göre kategorize edilirler. Bazıları şöyledir:

  • Sarmal virüsler: Tütün mozaik virüsü sarmal şekle sahiptir.
  • İkosahedron: Neredeyse küresel şekle sahip virüslerdir; çoğu hayvan virüsü böyledir.
  • Kılıf: Bazı virüsler koruyucu lipit kılıf oluşturarak kendilerini hücre zarının modifiye edilmiş bir bölümü ile kaplıyor. Bunlar arasında influenza virüsü ve HIV var.

Hem sarmal hem de ikosahedron şekilde olan virüsler de mümkündür.

Virüslerin kökeni nedir?

Virüsler fosil kalıntılar bırakmaz, bu nedenle tarihsel olarak izlenmeleri zordur. Moleküler teknikler ile virüslerin DNA ve RNA'sını karşılaştırmak ve nereden geldikleri hakkında daha bilgi edinmek mümkün.

Üç alternatif teori virüslerin kökenini açıklamaya çalışır.

  • Gerileme veya azalma hipotezi: Virüsler parazit haline gelen bağımsız organizmalar olarak hayatlarına başladı. Zamanla parazitleşmelerine yardımcı olmayan genleri döktüler ve tamamen yaşadıkları hücrelere bağımlı hale geldiler.
  • İlerleme veya kurtulma hipotezi: Virüsler daha büyük organizmaların genlerinden "kurtulan" DNA veya RNA bölümlerinden evrimleştiler. Bu şekilde bağımsız olma ve hücreler arasında hareket etme yeteneği kazandılar.
  • İlk virüs hipotezi: Virüsler milyarlarca yıl önce karmaşık nükleik asit ve protein moleküllerinden evrimleşti. Muhtemelen Dünya'da ortaya çıkmaya başlayan ilk hücrelerden önce veya aynı zamanda.

Virüs nasıl bulaşır?

Bir virüs sadece çoğalmak için varolur. Çoğaldığında ise yavruları yeni hücrelere ve yeni konaklara yayılır.

Virüsün dış görünüşü yayılma yeteneğini belirliyor.

Virüsler hamilelik veya doğum sırasında kişiden kişiye ve anneden çocuğa bulaşabilir.

Şu yollarla yayılabilirler:

  • Dokunma.
  • Tükürük, öksürük veya hapşırma.
  • Cinsel temas.
  • Kontamine yiyecek veya su.
  • Virüsü bir kişiden diğerine taşıyan böcekler.

Bazı virüsler bir süre bir nesnede yaşayabilir, bu yüzden kişi elindeki virüsle bir cisme dokunursa, sonraki kişi aynı nesneye dokunarak o virüsü alabilir. Böyle nesnelere fomit deniyor.

Virüs vücutta çoğaldıkça, konağı etkilemeye başlar. Kuluçka dönemi olarak bilinen dönemden sonra belirtiler ortaya çıkmaya başlayabilir.

Virüs, canlı bir hücreye genetik materyalini enjekte ediyor.
Virüs, canlı bir hücreye genetik materyalini enjekte ediyor.

Virüs nasıl değişime uğrar?

Bir virüs yayıldığında, konakçının DNA'sından bazılarını alıp başka bir hücreye veya organizmaya götürebilir.

Virüs konağın DNA'sına girerse, bir ya da birkaç kromozomun etrafında hareket ederek geniş bir genomu etkisi altına alabilir.

Bu durumun kişi üzerinde uzun vadeli etkileri olabilir. İnsanlarda hemofili ve kas distrofisi gelişimini virüs ile açıklamak mümkündür.

Konak DNA ile yaşanan etkileşim virüslerin de değişmesine ya da evrimleşmesine neden olur.

Bazı virüsler örneğin sadece kuşlar gibi tek bir türü etkiler. Normalde yalnızca kuşları etkileyen bir virüs tesadüfen insana bulaşırsa ve insandan bir miktar insan DNA'sı alırsa, ortaya gelecekte insanları etkileme olasılığı yüksek yeni bir virüs türü çıkabilir.

Bu yüzden bilim adamları hayvanlardan insanlara yayılan bazı nadir virüslerden endişe ediyorlar.

Viral virüs hastalıkları

Virüsler birçok insan hastalığına neden oluyor.

Bunlar:

  • Çiçek hastalığı
  • Soğuk algınlığı ve farklı grip türleri
  • Kızamık, kabakulak, kızamıkçık, su çiçeği ve zona
  • Hepatit
  • Uçuk
  • Çocuk felci
  • Kuduz
  • Ebola ve Hanta ateşi
  • AIDS'e neden olan HIV virüsü
  • Şiddetli akut solunum sendromu (SARS)
  • Dang humması, Zika ve Epstein-Barr

İnsan papilloma virüsü (HPV) gibi bazı virüsler kansere yol açabilir.

Zararsız virüsler nelerdir?

Tıpkı bağırsaklarımızda bulunan ve yiyecekleri sindirmemize yardımcı olan zararsız bakteriler olduğu gibi, Escherichia coli (E. coli) dahil olmak üzere tehlikeli bakterilere karşı korunmamıza yardımcı olan zararsız virüsler taşıyoruz.

Virüslerle mücadele

Vücudumuzda virüslere saldıran T hücreleri var ve bunlar virüse karşı savunma sistemimizi oluşturuyor. Vücudun bağışıklık sistemi virüsü tespit ettiğinde, hücrelerin hayatta kalmasını sağlamak için komutlar vermeye başlar.

RNA interferaz adı verilen işlem virüsün genetik materyalini parçalar.

Bağışıklık sistemimiz virüslere bağlanabilen özel antikorlar üretir. Vücut bunun ardından virüsü yok etmek için T hücrelerini gönderir.

Çoğu viral enfeksiyon bağışıklık sisteminin koruyucu yanıt vermesine neden olur, ancak HIV ve nörotropik virüsler gibi virüsler bağışıklık sisteminin savunmasından nasıl kaçınacaklarını biliyorlar.

Nörotropik virüsler sinir hücrelerine bulaşıyor. Çocuk felci, kuduz, kabakulak ve kızamık gibi hastalıklara neden olmaktalar.

Merkezi sinir sisteminin (MSS) yapısını artan düzeylerle etkileyebiliyorlar.

Virüs tedavisi ve ilaçları

Bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotiklerle tedavi edilirken, viral enfeksiyonlar için hem önleyici aşılar hem de tedavi edici antiviral ilaçlar var.

Bazen, olası tek tedavi belirtilerin giderilmesini sağlamaktır.

Antiviral ilaçlar büyük ölçüde AIDS salgınına yanıt olarak geliştirildi. Bu ilaçlar patojeni yok etmiyor, ancak gelişimini engelliyor ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatıyor.

Herpes simpleks virüsü, hepatit B, hepatit C, grip, zona ve tavuk çiçeği gibi hastalıkları tedavi edecek antiviraller de mevcut.

Aşılar

Aşılar genellikle virüsleri önlemenin en ucuz ve en etkili yolu. Bazı aşılar çiçek hastalığı gibi hastalıkları ortadan kaldırmayı başarmıştır.

Virüs aşıları aşağıdakilerden üretilir:

  • Virüsün zayıflamış bir formu.
  • Vücudun gelecekteki enfeksiyonlarla savaşacak antikorlar oluşturmasını teşvik eden antijenler olarak adlandırılan viral proteinler.
  • Çocuk felci için yapılan aşılama gibi canlı zayıflatılmış virüsler.

Canlı zayıflatılmış aşıların, zayıf bağışıklık sistemi olan kişilerde orijinal hastalığa neden olma riski var.

Şu anda, çocuk felci, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık için aşılar bulunmaktadır. Bu aşıların yaygın kullanımı prevalanslarını önemli ölçüde azalttı.

Örneğin iki doz kızamık aşısı, bu hastalığa karşı yüzde 97 koruma sağlıyor. Bu nedenle, salgın olduğunda genellikle aşılanmamış insanlar etkileniyor.

Bazı insanlar çocuklarını aşılamamayı seçer ve çevrelerindeki çoğu insan aşı yaptığı için kızamık olma riskleri düşük olur.

Bununla birlikte, insanların yüzde 92-95'inden azı aşı yaparsa, topluluk "sürü bağışıklığını" kaybedebilir ve salgın meydana gelebilir. Hastalık riski önemli ölçüde artar.

Bu durum, bağışıklık sistemi sorunu gibi bir nedenle aşı olamayan savunmasız insanları da tehlikeye sokar.

Viral enfeksiyonlar genellikle tedavi olmadan çözülüyor, ancak alınacak ilaçlar ağrı, ateş ve öksürük gibi belirtileri hafifletir.